Playinduo'da Ekim-Kasım - playinduo

playinduo

Playinduo’da Ekim-Kasım

Merhaba sevgili okuyucu, Ekim ayını bir güzel geride bıraktık. Kışa adım adım programımızın bu bölümünde; ara ara yazmayı çok sevdiğim bir içerikle baş başayız. Nedir o ara ara dediğini duyar gibiyim. Bu bloğun asla sadece tek bir kategoriye ait olmadığını eminim hepiniz biliyorsunuzdur. Burası Playinduo’nun sevdiği ya da eleştirdiği her şeyi yazabildiği bir yer. Dolayısıyla bu serbestlik bizi özgür ve çok iyi hissettiriyor. Gelelim esas konuya; Ekim ayı içinde ve Kasım başında neler sevdik, neler dinleyeceğiz, neler okuduk ve neler gördük.

Neler sevdik kısmına öncelikle Babil Mekan ile başlayacağım. Hepimizin uzun zamandır Babil.com olarak bildiği sitenin artık kanlı canlı bir kitapçı-cafe hali. Yeri Çengelköy’de dar bir sokak arasında. İstesen iki adımda denizi görebileceğin kadar yakın, ama olabildiğince de kaostan sesten uzak bir sokağın içinde. Oldum olası cafe konseptleri içinde en sevdiğimdir kitapçı şeklinde olanlar. Arkadaşınla mı bulaşacaksın, erken mi geldin her yerin kitap dolu seç bir tanesini ve çekil köşene. Emin ol zaman nasıl geçer anlamazsın. Ayrıca keyifle her sayısını almaya çalıştığım Arka Kapak dergisinin de bütün sayılarını oturduğunuz yerde okuyup, çayınızı yudumlayabiliyorsunuz. İstanbul’un en tatlı semtlerinden birinde ve şehrin kaosundan uzak bir huzur noktası. Tatlı severler için de oldukça keyifli bir menüye sahip bizden söylemesi 🙂 Yalnız hepsi taze üretiliyor ve menüde yazan her şey o an ellerinden olmayabiliyormuş. O yüzden elinizi çabuk tutun, sevdiğiniz kitap eşliğinde tatlınız ve kahvenizle o rahat koltukların birine gömülüp, yeni dünyalara dalın. Haydi biraz fotoğraflar gelsin öyleyse!

img_3155

img_3181

img_3189

img_3195

img_3197

img_3209

img_3210

Gelelim Kasım ayında neler dinlesek kısmına, biliyorsunuz ki yeni bir spotify kullanıcısı olsam da, geçen ay mini bir playinduo ekim listesi hazırlamıştım sizler için. Kasım ayı için olanı da instagramdan duyurmuştum. Sizler de spotify’ı seviyor musunuz? Ben çok geç kalmışım aktif kullanım konusunda. Yeni sanatçıları keşfetmek ve türlü türlü müzik türlerine dalmak için bir cennetmiş. Neyse ki bu açığımı hızlıca kapattım. Playinduo kasım listesini de bu linkten dinleyebilirsiniz. Dilerseniz beni Pınar Sumer Biber olarak da takip edip, neler dinlediğimi görebilirsiniz. Kekinizi, kahvenizi hazırlamayı unutmayın listeyi dinlerken 😉

img_3020

Ekim ayı benim için kitap yönünden çok zayıf geçti, içimde enteresan bir isteksizlik vardı ve elimi attığım kitaplar bir türlü o an kafamın içindekilere uymuyordu. Size de oluyor mu, bana kalırsa her kitabın bir zamanı var. Mesela klasikler her zaman okunmamalılar gibi. Kendini hazır hissettiğinde kitaba çok daha fazla kendini verebiliyorsun. En azından benim için bu böyle oluyor. Utanarak söylüyorum ki, Ekim ayında elimi attığım çoğu kitabı yarıda bıraktım. Ta ki Tarık Tufan’ın, Şanzelize Düğün Salonu kitabına başlayana kadar. Bu kitap için instagramdaki arkadaşlarımın güzel yorumlarından ve alıntılarından baya etkilenmiştim. Açıkçası baya da haklılarmış ve bu dönem için aradığım kitap tam anlamıyla buymuş. Tarık Tufan’ı ilk kez okuyup, diline, vurucu cümlelerine, karakterlerini şekillendirmesine, İstanbul’a bakış biçimine gerçekten hayran kaldım. Dramatik bir sahneyi bile anlatış şeklinde ilginç bir haz duygusu vardı sanki. Bir dolu paragrafı çizip, dönüp dönüp bakılası bir kitap olarak kitaplığıma yerleştirdim kendisini.

img_2933

Adsız bir karakterin, aşk peşine düşüp, çocukluğundan beri gönül verdiği her şeyden vazgeçmesi üzerine kurulu kitap. Ama bu esnada çevresindeki karakterlerin üzerinden kendini ve onları yorumlayışı sizi olayın içine öyle bir çekiyor ki. Kendi aile ilişkilerini anlatırken, siz de o evin bir bireyi gibi hissedip, olaya ya da zamana bir şekilde müdahale etmek istiyorsunuz. İnanç ve aşk konusunun da birbirine uç noktalarında gezinirken, esasında aynı yöne bakabileceğinin farkına varıyorsunuz. En iyisi kitaptan çok sevdiğim bir alıntıyla bu kısmı da kapatayım; “Sokakta ille de bir şey olur. Biz, bir şeylerin ansızın olabildiği yere sokak diyoruz çünkü. Beklenmedik umutların olduğu kadar, büyük acıların da mekanıdır sokak. İnsanların pek çoğu sokakta ölür, kaybolur ya da umudu bulur. Sokakta yürümek , derdini anlatanlar için dermandır. Sokak bir masala başlamaktır; öykü en sıkıcı , tekdüze haliyle akarken, birazdan, çok geçmeden bir şeyler olacağının ilk belirtisidir sokakta yürümek.” (sy:22)  Bu kitaptan sonra yazarın diğer kitaplarına da göz attım ve sanırım yakında “Bir Adam Girdi Şehre Koşarak” adlı kitabını da edineceğim.

Gelelim Ekim ve Kasım içerinde izlediklerimize; Eylül’de Stranger Things’in tüm bölümlerini bitirdikten sonra, Ali ile dizi arayışına girmiştik ve imdadımıza Westworld yetişti. Fragmanını izlememiz ve Anthony Hopkins’in sesini duymamız bile diziye hızla başlamamız için yeterli oldu. Westworld,  bilim kurgu gerilim türünde ve Michael Crichton’un 1973’de yazıp yönettiği aynı adlı filmden uyarlanmış. Şu an için 1. Sezonda ve harika ilerliyor. Açıkcası uzun zamandır bu tadı veren bir diziye başlamamıştım. Fringe’den sonra ilk defa bu kadar düşündüren bir dizi izliyorum.

westworld-ep6

Film konusunda izlediklerimize gelirsek; sinemada en son Tom Hanks’in Inferno filmini izledik. Bu seriyi benim gibi izlediyseniz sanırım kayıtsız kalamayıp, siz de meraktan izlersiniz diye düşünüyorum. Kendini izletip, merak ettiren ama kalıcı olamayan filmler kategorisine koyuyoruz.

Diğer evde izlediğimiz bir film ise, korku sinemasını sevenler için gelsin. Aslında korku sınıfında yer alan ama dram türüne daha çok yakışan bir film. Belki sizler çoktan izlemişsinizdir bile. İsmi Train to Busan. Bir zombi filmine göre baya baya ilginç bulduk. O yüzden zombili filmlere benim gibi ön yargınız varsa, bu film onu kaldırabilir. Oldukça izlenebilir, duygusal anlamda etkileyiciliği yüksek bir film diyebilirim.

Yakın zamanda izlediğim diğer bir film ise Idiocracy; hem komedi hem de bilim kurgu kategorisinde bir film. Günümüzü ciddi anlamda yererek anlatan bir film ve insanoğlu bu düzeni bozmazsa 2505 yılında dünyanın nasıl bir yer haline dönüşeceğini baya trajik olarak gözler önüne seriyor. Film 2006 yapımı ve ben daha yeni evde izleyebildim. Açıkçası yaşananlar hiç de uzak görünmedi, ders çıkarmak için herkese tavsiye edebileceğim bir film, gayet gerçekçi ve çarpıcı.

Son bahsedeceğim film de tatlı bir romantik komedi, yani tam evde battaniye altında kek yeme filmi. İsmi Maggie’s Plan, konusunu  gerçekten çok sevdim. En azından biraz sıra dışı olmuş diyebiliriz alıştığımız romantik komedi tarzına göre. Amerika’da yaşayan entelektüel bir çiftin ilişkisi ve yalnız yaşayan sanat girişimcisi bir kadının tek başına çocuk sahibi olma serüveninin kesişmesiyle başlıyor olaylar ve planlanın çok dışına çıkıyor her şey. Evde geçirilecek kış günleri için çok uygun bir film. Yanına kek ve kahveyle, tam bir Playinduo tavsiyesi 😉

20-maggies-plan-w750-h560

Şimdilik bu kadar. Aranızda filmler ve kitap tavsiyesilerini deneyimleyen olursa görüşlerinizi mutlaka bizle paylaşın lütfen. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.

Bizi instagram, facebook ve youtube’dan da takip edebilirsiniz.

Sevgiler.

2 Discussions on
“Playinduo’da Ekim-Kasım”
  • “Ailece Aklımıza bile gelmeyen zorluklarla baş ettiğimiz şu günlerde tavsiye ettiği güzel müziklerle mutlu olduğum güzel kız”.Sizi böyle tanıtıyorum sevdiklerime.Her ne kadar gezme fırsatım olmasa da gezdiğiniz yerler beni bile mutlu ediyor.Enerjiniz hep bol olsun.İlk defa bir blogu böyle heyecanla okudum.Kitap,müzik,film ve samimiyet.Siz hep yazın ben okuyup teselli olayım.Ellerinize sağlık…

    • Merhabalar, maalesef bloga bu ara çok zaman ayıramadığımdan yorumunu çok geç görsem de, bu içten mesaj beni ne kadar mutlu etti anlatamam. 2016 belki hepimiz için moralsiz ve zorlu bir yıl oldu ama umuyorum ki, daha çok okuyarak, küçük güzelliklerin daha çok farkına vararak yeni seneyi daha iyi karşılayacağız. Yeni sene ailene ve sana çok daha iyi gelsin ve huzur içinde geçsin. Kocaman sevgiler benden!

Leave A Comment

Your email address will not be published.