Biraz Bozcaada Havası Alır mıyız? - playinduo

playinduo

Biraz Bozcaada Havası Alır mıyız?

“Varlığın kökeni harekettir. Hareketsizlik varlığın içinde yer almaz, çünkü varlık hareketsiz olamaz, olursa kaynağına yani HİÇLİĞE döner. İşte bu yüzden dünyada ve ahirette yolculuk hiç bitmez.” İbn-el Arabi (Buket Uzuner-Yolda kitabından)

Yukarıdaki söze bütün yüreğimle katılıyorum, ama hareket olgusunu günümüzde olduğu gibi hızlıca tüketmek olarak değil de, İbn-el Arabi’nin de bence daha yakın olduğu şekilde sindirerek bir dönüşüme girmek olarak algılıyorum. Kendi içimizi dinlediğimiz yerler ve zamanlar vardır. Bu tip yerlere bir macera ya da heyecan peşinde koşmak için değil de, daha çok o iç dinginliğini bulmak için ihtiyaç duyarız. Herkesin kendine ait böyle bir yeri olmalı bana kalırsa. Ben birkaç senedir bunu Bozcaada’da bulduğumu düşünüyordum, yanına bir de bu sene keşfettiğimiz Çamlıhemşin yaylaları eklendi. Bozcaada ile ilgili düşüncelerimi yakın çevremde yer alan herkes bilir. Daha önce bu postta da yazıp, sonsuz sevgimi detaylıca dile getirmiştim 🙂

IMG_1548

Ali ile kendimize 3-4 günlüğüne de olsa, vakit bulabildiğimiz takdirde her sene Bozcaada’yı ziyaret etme sözü vermiştik. Bu sene de bu sözü tuttuk, darısı seneye inşallah diyorum 🙂 Gelelim itiraflara; Bozcaada konaklamada ve deniz konusunda lüks ve konfor severlere göre pek değil. Burada öyle bol odalı ve dev boyutlu oteller yok. Daha çok evden çevrilen otellerde kalmayı seven ve adanın mütevazı hayatını yaşamaya gönül verenler için ideal diyebilirim. Ve tabii bunun pek çok da avantajı var, sabah kalktığınızda 3 katlı bir Rum evinin bir odasında bulursunuz kendinizi, Ağustos ayında klima mı o da ne!! Bütün gece pencereler açık uyumuş ve pikeyi omuzlarınıza kadar çekmişsinizdir. Çünkü Bozcaada akşamları size klima konforu sunar, mis gibi uyursunuz terlemeden. Kalkar kalkmaz sokağa atın kendinizi, Arnavut kaldırımlara, çiçeklere, yan komşuya ve sokak kedilerine günaydın deyin. Sonra ardından renk renk reçelli ve köy domatesli bir kahvaltı gelsin. Buradaki domatesin ve biberin tadı hiçbir yerde yok. Ben bir kahvaltının değerini de domatesinden ölçerim hiç kusura bakmayın 🙂

IMG_1493

IMG_1471

IMG_1498

Ne çok konuştum, yine çenesi düştü diyorsunuz değil mi? Peki biz bu sene nerede kaldık sorusuna dönüyorum öyleyse. Adaya her sene geldiğimizde farklı yerleri denedik, yine bu yazımdan ulaşabilirsiniz. Bu sene ise bir değişiklik yapıp, kıştan beri instagram fotoğraflarıyla içimize ada havasını işleyen Amaranda Bozcaada Evi’ni tercih etmek istedik. Mustafa Bey ile irtibata geçip, odamızı ayırttık. Böylece Ağustos ayına doğru geri sayımımız çoktan başladı. Amaranda, Mustafa Bey, Özlem Hanım ve tatlı kızları İpek ile beraber tam bir ada evi, kesinlikle otel diyemeyiz buraya. Biz de onların bu güzel evlerine misafir olduk, sabahları bize evde yaptıkları reçellerin tariflerini verdiler, ada hayatından, şarapçılık maceralarından bahsettiler.

DSC02112

IMG_1612

DSC02201

Amaranda’nın bahçesi akşam minicik ve sihirli bir dünya gibi 

Sabah onlara günaydın demek, kahvaltı masasında memleketi kurtarmak ve leziz karpuz reçelinin içine düşmek bu tatilin en keyifli anlarıydı. İlk sabahımızda Ali ile kahvaltıda birbirimize bakıp, artık kalacağımız yeri bulduk; bundan sonra değişiklik yok Amaranda artık bizim de adadaki evimiz dedik. Belki çok abartıyor diyorsunuzdur içinizden ama bu tarz naif düşünen, dünyaya temiz bakabilen ve hayatı seven insanlarla karşılaşmak o kadar umut verici ki, yediğiniz domatesin lezzeti, yattığınız yatağın konforu bile on kat artıyor.

IMG_1394

Müthiş reçeller

IMG_1402

Bunca güzel ağırlandıktan sonra, rutin ada hayatımızın keyfini çıkarmaya devam ettik; her sene olduğu gibi Ayazma ve Akvaryum’un soğuk ama camsı denizine kendimizi bıraktık. Vahit’in yerinde midyeleri ve mezeleri süpürdük. Buna ek olarak daha önce gitmediğimiz Beylik Koyu’nu da keşfe çıktık. Buradan da anı kutumuza ekleyeceğimiz kareler çekip, karaya vuran teknenin halatlarında bolca sallandık. Bozcaada ve Assos videosunu izleyenler, Ali’nin sallanışını hatırlarlar 🙂

DSC02079

DSC02062

Beylik Koyu

Her sene yaptığımız gibi Çınaraltı’nda oturup damla sakızlı kahvemizi yudumlarken, 1001. kez yine adaya yerleşsek hayalini ritüelimize ekledik. Ada’dan dönmeden bir de buranın tek 3. Dalga kahvecisi olan Coffee Shelter’ın da tadına baktık. Çok beğendin mi derseniz, bu konuda kararsızım. Sanırım kötü diyemem ama dürüst olmak gerekirse Bozcaada benim için damla sakızlı Türk kahvesi demek.

Yine her sene olduğu gibi en sevdiğimiz esnaf lokantası olan Güveç’te bolca cacık, kuru fasulye ve bamya tükettik. Adaya geldiğinizde burayı es geçmeyin olur mu. Her gün meze ve balık yiyecek haliniz yok, sıcak ve sağlıklı yemek ihtiyacı için Güveç bire bir. Üstelik çok da çeşit var, ama acele etmezsiniz hızlıca tükeniyor bizden söylemesi 🙂 Bu sene balıkçılardan da Kapı 14’ü tavsiye üzerine denedik ve Rum mahallesinde yeni olmasına rağmen çok başarılı bulduk. Özellikle mezeleriniz şiddetle tavsiye ediyoruz.

IMG_1372

Bu arada Asmalı Meyhane’nin yanındaki Ada dondurmacısı’nda bu seneki favorilerimiz bal badem ve sakızlı oldu.

Bütün gününüzü denizde geçirip, karnınızı doyurduktan sonra, üstünüze bir şort terlik geçirip merkezde ada sokaklarını turlama vakti geldiyse; rengarenk kapılar önünde tabii ki bol bol fotoğraf çekileceğiz. Tamam ben belki her sene gelip aynı kapılar önünde fazlaca fotoğraf çekilmiş olabilirim ama her sene gözüme ayrı güzel gözüküyorlar ne yapabilirim. Hiç kusura bakmayın hepsini paylaşacağım, bu kapı serisini fazlaca seviyorum 😀

IMG_1368

IMG_1489

IMG_1523

IMG_1442

IMG_1427

IMG_1450

IMG_1416

IMG_1464

IMG_1539

Rengigül Cafe’nin kedili duvarı ve salıncağı çok şeker

IMG_1535

IMG_1559

Fuska’nın John Lennon’lı duvarına bayıldık

Adayı turladınız, reçelleri, kurabiyeleri, kahveleri mideye indirdiniz, bolca kapılı fotoğraf da çekildiğinizi varsayıyorum. Böylece geliyoruz 1405. klişemize, evet haydi Polente fenerine çıkıp şimdi güneşi batıracağız. İlla romantik olmaya gerek yok, ama siz yanınıza Çamlıbağ’dan bir ada şarabı alıp, açtırmayı da unutmayın. Aksi takdirde tepeye çıktığınızda, şarap mantarına karşı kin besleyebilirsiniz. Aman biz uyaralım da:) Bu arada Çamlıbağ’da bir şişe blush 20 tl ve benim şu ana kadar içtiklerimin de en güzeli. Biz Polente yoluna düşmeden önce tam da bir Amaranda güzelliği ile karşılaşıyoruz. Mustafa Bey sağ olsun bize içine meyveler ve kuruyemişler koyduğu bir şarap sepeti hazırlamış. İşte nezaket böyle bir şey dedirtiyor insana. Sepetimizi kaptığımız gibi yola koyuluyoruz, saat 19:00’da kendimize güzel bir yer edinmiş ve portatif sandalyelerimize çökmüş şekilde bu güzel adanın kralı Tenes’in hikayesine gidiyor aklımız.

DSC02146

DSC02157

DSC02143

DSC02138

Bazılarımız gün batımında pek enerjik 😉

Belki duymuşsunuzdur, Bozcaada’nın mitolojik adı Tenedos. Merak edenlere bu ismin hikayesi de şöyleymiş;

Denizlerin efendisi Poseidon’un kimbilir kaç çocuğundan biri, Kyknos adında bir kral, Lapseki bölgesindeki Miletos Kolonisi, Kolonai kentine hükmedermiş. Bu kralın Tenes adında bir oğlu varmış. Tenes’in annesi ölünce babası tekrar evlenmiş. Fakat üvey anne Philomene, Tenes’e iftira etmiş. Kral Kyknos bu iftiraya kanmış ve oğlunu bir sandığa koyarak denize attırmış. Sandık, Tenes’in büyükbabası Poseidon’un yardımı ile boğazdan geçerek Leukophrys kıyılarına ulaşmış. Ada halkı Tenes’i alıp, kral yapmışlar ve adanın isimi Tenes’in adası anlamına gelen “Tenedos” olmuş. Kyknos kısa süre sonra oğluna atılan iftirayı anlamış ve oğlundan özür dilemek için Leukophrys’e hareket etmiş. Tenes babasının gemilerinin limana yanaştığını görünce elindeki balta ile gemilerin halatlarını kesmiş. Yunanistan’da kullanılan “Tenes’in baltası ile kesmek” deyimi buradan gelmekteymiş. Bir kişi biriyle görüşmek istemediği zaman Tenes’in baltası ile kesti deniliyormuş.

Tenes’in ülkesinde yine harika bir gün batımına şahit olup, rüzgar güllerini de Don Kişot değirmenleri gibi hayal edip, gayet tatlı ve lirik bir ada gezisini daha sonlandırmış olduk.

IMG_1379

Bundan sonra yeni hikayeler dinlemek için rotayı Assos’a çevirecektik, o da bir sonraki yazıda gelsin olur mu 🙂

Bu arada aklımda tasarladığım şekilde Çamlıhemşin yaylalarını detaylandırdığım yazıları tamamlayıp, burada yayınlayamasam da hala aklımda olduklarını belirtmek isterim. Bazen duygu durumun o yerin hak ettiği güzellikte bir yazı yazmana engel olabiliyor. Ben de o güzellikleri vasat bir yazıyla harcamak istemedim. Ama yakında onlar da hazır olur ve burada yerlerini alırlar.

Şimdilik herkese sevgiler.

Biliyorsunuz ki, bizi instagram, facebook ve youtube’dan da takip edebilirsiniz 🙂

 

 

Leave A Comment

Your email address will not be published.