Çamlıhemşin Gezisi : Yaylalara Ulaşım, Rotamız, Nerelerde Kaldık - playinduo

playinduo

Çamlıhemşin Gezisi : Yaylalara Ulaşım, Rotamız, Nerelerde Kaldık

Merhabalar, Karadeniz gezimizden döndüğümüzden beri bu yazıya nasıl başlayacağımı bilemiyordum. Bazı yerleri o kadar çok sever ve o kadar çok etkilenirsin ki, döndüğünde yaşadığın şey gerçek değil de bir masalmış etkisi yaratır. Şu anda üstümdeki hissiyat da aynen böyle. Ancak fotoğraflara veya videolara baktığımda, o anların bir rüya ya da film karesi olmadığına inanabiliyorum. Daha kış aylarından Çamlıhemşin gezimizi çok büyük hayallerle planlamaya başlamıştık. Yeşil yaylalarda bulutların üzerinde yürüyecek, Fırtına deresinin çağıl çağıl sesine kapılıp dünyaya bir süre kapılarımızı kapayacaktık. Hayaller çok büyüktü ve uzun uzun araştırılmaya girişilmişti. Nerede okusam yaylalara çıkış yolunun çok zorlu olduğunu görüyordum, bu da Ali ile bizi biraz tedirgin ediyordu. Daha önce kendi başımıza doğada zorlu bir trekking ya da off road tarzı bir şey yapmamıştık.

IMG_0642Bu bizim için hem çok yeni, hem de çok heyecan verici bir şeydi. Uzunca bir internet araştırmasından sonra, kendimize bir haftalık bir süre için küçük bir rota çizdik. Bu arada Çamlıhemşin bölgesindeki yaylaları bir haftada bitirmek ve hakkını vermek de pek kolay değilmiş. Düşünün sadece internetten edindiğimiz bilgiye göre 20 adet yayla varmış bu bölgede. Bazılarının da adını internette okumamıştım bile ama gidince yerlilerden öyle güzel yer tavsiyeleri aldık ki, göremediklerimizi de bir daha gelme fırsatı olarak attık kesemize 🙂

IMG_0667

Yaylalara nasıl ulaşım sağladık:

İstanbul’dan Trabzon’a gelince kiraladığımız arabayı hava alanından alıp, Rize’ye geçtik. Bu arada bu kısımda siz de araba kiralamayı ya da kendi aracınızla gelmeyi düşünürseniz mutlaka 4×4 bir araç olmasına dikkat edin. Çünkü çok fazla yolda kalan araba gördük, inanın bu durumdan hiç hoşlanmazsınız. Biz Dacia Duster kiraladık ve bütün gezi sürecini oldukça rahat tamamladık. Bütün geziyi de rehbersiz, tamamen yerli insanlarla sohbet edip yol tarifi alarak ve tabelaları takip ederek yaptık. Hiç kaybolmadık diyebilirim ama siz siz olun tek giderseniz mutlaka çekinmeyin ve insanlara danışın. Yollarda çoğu yerde telefon çekmiyor, gideceğiniz yerden uzaklaşır ve soracak kimseyi bulamazsanız sorun olabilir. Dolayısıyla yaylalara çıkmadan Çamlıhemşin merkezde insanlarla sohbet edin, o kadar yardımcı ve iyi niyetliler ki anlatamam.

Rotamız ve Kaldığımız Yerler:

Bizim bir haftalık rotamız şöyle oldu; Ayder’de 1 gece / Pokut yaylasında 3 gece /Amlakit yaylasında 2 gece / Çamlıhemşin’de bir gece konaklama.

Şimdi gelelim rotanın detaylarına; ilk gün çok yol yapıp yorulmamak adına Ayder’de 1 gece kalalım dedik ve Ayder’de Fırtına deresinin hemen yanına kurulu olan Elizan Otelde kaldık. Ertesi gün biraz Ayder’de dolaşıp, ardından Zil Kale ve Palovit şelalesini gördük. Ayder’in çok fazla turistikleşmiş ve doğanın yavaş yavaş ele geçirildiğini hissediyorsunuz. Bu nedenle hem üzüldüm hem de soğudum diyebilirim. Buradansa Çamlıhemşin’de kalmak daha mantıklı olabilirdi, bunun için de yazının ilerisinde otel önerisi vereceğim zaten. Yine de Ayder’e gelirseniz yapabileceğiniz aktiviteler zip lining ve rafting. Rafting Fırtına deresi için çok iddialı olduğundan biz küçük bir zip lining deneyimi yaşadık ve oldukça da keyif aldık 🙂

Buralara kadar gelmişken Zil Kale ve Palovit şelalesini de atlamak olmaz. Denizden 750 m yükseklikte konumlanmış olan Zil kalenin 14. YY’da inşa edildiği tahmin ediliyor ve çok ihtişamlı bir yapı. 600 yıllık tarihe sahip olan bu kale aynı zamanda tarihi İpek Yolu’nun da üzerinde yer alıyormuş. Oldukça yeşile ve manzaraya hakim olan bu kaleye gelirseniz hem bu şahane havayı bir güzel soluyup, hem de pek güzel fotoğraf kareleri yakalayabilirsiniz.

IMG_0704

IMG_0727

DSC01681

Kaçkar Dağları içindeki doğal güzelliklerden biri olan Palovit Şelâlesi, Rize’deki en yüksek debiye sahip şelaledir. Çamlıhemşin’den Çat yönüne doğru giderken Zil Kale harabesini geçtikten sonraki yol ayrımında başlayan Palovit Vadisi’nin duraklarından biri olan şelâle, 15 metre yüksekliğinde. Gelin çağıl çağıl sesini dinleyin ve bu güzelliklerin hepsine aşık olun. Buralarda doğa bir başka yeşil ve bir başka coşkulu. Ben bu kadarını Karadeniz dışında hiçbir yerde görmedim.

IMG_0737

DSC01930

DSC01946

İlk gün Ayder’de vakit geçirip, Zilkale ve Palovit şelalesini de gördükten sonra dosdoğru yerlilerden aldığımız yol tarifiyle Pokut yaylasını bulmak için yola koyulduk. Bizi bekleyen 2 saatlik zorlu bir yol vardı. Bundan sonra beton ve asfalt yolları unutabilirdik. Telefonun çekmediği, komple sis kaplı, devamlı yağan bir havada Ali ile sadece bir başımızaydık. Başta daracık dağlık yolları tırmanırken epey tedirgin olduk, çünkü sis o kadar yoğundu ki, karşıdan gelecek arabayı görmeyi bırakın, yolun uçurum olan tarafını bile göremiyorduk. Ama bir şekilde kendimizi sakinleştirip, çok dikkatli ve yavaş bir şekilde yolumuza devam ettik. Gerçi bazı kısımlarda ben korkudan “bırak hadi Ali dönelim” çok dedim. Bunu itiraf etmesem olmazdı 🙂 Gerçekten yol tamamen sivri ve büyük kayalarla kaplı ve biz neredeyse Discovery channel edasıyla her engelle mücadele etmeye çalışıyoruz. O 2 saat bize 4 saat gibi gelmiş olabilir. Ama hedefimize ulaştığımızda yoğun sise rağmen görünen ovalardan ve evlerden nasıl bir güzelliğe geldiğimizi tahmin edebiliyorduk. Pokut yaylasında 3 gün boyunca Pokut Yayla Evi’nde kaldık ve harika ev sahiplerimiz tarafından çok samimi bir şekilde ağırlandık. Ev sahibi olan Filiz Abla ve Ömer Abi dünyanın en sıcak ve hoş sohbet insanları. Bunu daha size ilk merhaba dedikleri anda hissedebiliyorsunuz. İki doğasever, güzel insan. Bir de yeğenleri Tülay abla vardı ki, onun da şen kahkahaları ve ince esprileri kulağımdan hiç gitmiyor. 3 gün boyunca anne ve babamızın evinde kalıyor gibi hissettik desem yeri var. Burada kalan diğer insanlarla da ayrı güzel arkadaşlıklar ve bağlar kurduk. Bu gezinin Pokut ayağı en sevdiğimiz kısmı oldu diyebilirim. Neyse konuyu saptırmadan gezi detaylarına devam edeyim, çünkü burası hakkında yazmaya devam edersem bu yazının sonunu göremeyebiliriz 🙂 Pokut yayla evinden diğer bir yazıda yine bahsedeceğim nasıl olsa. Pokut’ta kaldığımız 3 günde 2 gün boyunca yağmur ve sis hiç dinmedi. Bunu siz de yaşayabilirsiniz, sakın moralinizi bozmayın sisin de keyfini çıkarın. Çünkü doğası resmen baş döndürüyor, her anınız bir film karesinden fırlamış gibi. Sisin de ayrı bir hüznü ve mistik yanı var yani her hali ayrı güzel, onu olduğu gibi kabul edin. Olur mu 🙂

IMG_0785

IMG_0880

IMG_0849

Pokut Yaylasına en yakın olan yayla Sal yaylası. Yürüyerek 10 dakikada geçilebiliyor. Üstelik çok da tatlı bir ormanlık patikayı izliyorsunuz. Bu güzel deneyimin detaylarını bir sonraki yazıda anlatacağım. Pokut’tan diğer yürüyerek geçilebilen bir yayla ise Hazindak yaylası. Biz Tülay abla rehberliğinde, yayla evinde diğer kalan misafirlerle beraber kararlaştırdık ve yağmurun hiç dinmek bilmediği bir gün yola çıktık. 3 saat gidiş ve 3 saat dönüş olmak üzere toplam 6 saatlik bir doğa yürüyüşü yaptık. Hepimizin yağmurluğu ve çizmesi olmasına rağmen epey ıslansak ve üşüsek de, gördüğümüz doğa gerçek olamayacak kadar güzeldi. Dolayısıyla her bir dakikasına ve yorgunluğuna değdi diyebilirim. Siz de bizim gibi Pokut Yayla Evi’nde gelip kalırsanız Tülay Abla size yürüyüş rotaları hakkında baya yardımcı olur. Diğer türlü yalnız yola çıkmayın derim çünkü kaybolma durumu olabilir ve yollarda çoğu yerde telefon çekmiyor. Pokut’tan Hazindak yaylasına araba ile de gidebilirsiniz ama bilin ki sizi yine çok zorlu bir yol bekliyor. Yürümeyi seviyorsanız bol oksijeni depolaya depolaya gitmek daha keyifli derim 🙂

IMG_0811

Pokut’tan ayrılacağımız son gün hava açtı, yağmur ve sis dindi. İşte o an gördüğümüz güzellik gerçekten anlatılamaz. Önümüzü kapatan bulutlar artık ayağımızın altındaydı ve biz devasal bir yükseklikteydik. Devasal derken çok ciddiyim 2050 m’den bahsediyorum, bu gerçekten çok ilginç bir his. Burada kendinizi hem çok yalnız, hem de çok huzurlu hissediyorsunuz. Bu iki duygunun birlikteliği ise çok özel. Düşünün ki, yeşilin bin bir tonu etrafınızı sarmışken, siz diğer dağları kuş bakışı izliyorsunuz. Etrafınızdaki minicik evler ve inekler ise sanki bu tablo içine TRT 2’deki , çocukluğumuzun kıvırcık saçlı, efsane ressamı (Bob Ross) tarafından bir fırça darbesiyle çizilmiş gibi. Böyle bir masala konuk oyuncu olarak katılmak pek keyifliydi, son gün içimiz burularak hoşça kal dedik ve ikinci masal diyarına doğru yola koyulduk.

DSC01727

DSC01720

DSC01715

DSC01775Sis dağılır Pokut’ta gün batarken, güneş dağları kızıla döndürür. Fotoğraf renklerin hakkını verememiş diyebilirim.

Sonraki hedefimiz Amlakit yaylasıydı. Amlakit yaylasına arabayla gitmek için 2 alternatif yol mevcut. Bu yola yerlilerden tavsiye alarak çıkın, çükün tamamen anlık hava değişimlerine göre yollar bazen kullanılamaz olabiliyor. Biz uzun olmasına rağmen tavsiye üzerine Çat, Elevit ve Palovit yaylalarından geçen yolu takip ettik. 3 saati geçen çok zorlu ve uzun bir yoldan sonra Amlakit yaylasına ulaştık burada da metnini çok duyduğumuz Ufuk Pansiyon’da konakladık. Bildiğim üzere bu yaylada başka kalacak yer yok zaten. Ufuk Abla da ailesiyle beraber bu şirin pansiyonu işletiyor.

20160726_094031

DSC01889

Oldukça güler yüzlü ve çok samimi, yani tam bir Karadeniz kadını. Yemeklerine, konumuna ve sohbetlerine bayıldık. İlk vardığımız gün yayla içinde yürüyüş yapıp biraz etrafı tanıdık. Ertesi gün ise yine pansiyonda kalanlarla beraber tamamen spontane bir grup oluşturup, Ufuk ablanın oğlu rehberliğinde yürüyerek Kotençur yaylasının yolunu tuttuk. Bu sefer neyse ki yağmur ve sis yoktu, yürüyüşümüz ve sohbetimiz çok güzel geçti. Bu yürüyüşlerin fotoğraflarını ve detaylarını sonraki yazılarda vereceğim ama bu yazıyı çok uzatmamak adına şimdilik burada kesiyorum.

DSC01859

Ertesi gün, güler yüzlü insanları ve çağıl çağıl akan sularıyla çok sevdiğimiz Amlakit’i de geride bırakıp o zorlu yollardan tekrar Çamlıhemşin’e geri döndük ve tavsiye üzerine öğrendiğimiz son dakikada yer ayırttığımız pek tatlı Ada Pansiyon’da kalıp bir günümüzü de Çamlıhemşin’de geçirdik. Ada Pansiyon’un yeri Çinçiva köyü içerisinde kalıyor ve burası oldukça sevimli bir köy. Burada kaldığınızda rahatlıkla yürüyerek etrafı da gezebilirsiniz. Ada Pansiyon’un camlı üçgen bungalovları resmen bir tasarım harikası, sabah uyandığınızda gözünüzü uçsuz bucaksız bir yeşile açıyorsunuz ve kendinizi bu zarif tasarımın içinde adeta İsveç’te gibi hissediyorsunuz.

DSC01960

DSC01972

İşletenler de ayrı tatlı gençler ve kahvaltıları oldukça güzel. Gezimizin son gününü burada geçirdiğimiz için çok mutluyum. Daha sonra tekrar gelip kalmak istediğim yerler listesine çoktan girdi bu tatlı pansiyon. Çok farklı, rahat ve güzel bir ortamı var.

Son olarak bir de gideceklere yanlarına almazlarsa olmazsa olmaz şeyleri yazayım;

Temmuz’da gitmemize rağmen hava hep serin ve yağışlıydı. O yüzden yanınıza mutlaka yağmurluk, polar, yağmur çizmesi ve yedek bir trekking ayakkabısı ya da rahat bir spor ayakkabı almayı unutmayın olur mu? En kurtarıcısı balıkçıların giydiği tarz plastik çizmeler oluyor. Nalburda dahi mevcut, hatta oradakiler daha kaliteli diyebilirim 🙂 Bir de yanınıza büyük bavullar almaktan kaçının, büyük sırt çantalarınız varsa eşyalarınızı onlara koyabilirsiniz çünkü yaylada kalacağınız yerlere araba inemiyor. Arabayı biraz uzağa park edip, yokuş aşağı yürüyorsunuz. Dolayısıyla o eğimde bavulla yürümek çok güç. En kullanışlısı el çantası veya sırt çantası gibi şeyler. Emin olun yağmurluk ve çizme harici çok fazla şeye ihtiyacınız da olmayacak 🙂

Bu yazıyı çok uzun yazdığımı biliyorum, ama belki bizim gibi tursuz kendi başına gidecek insanlara faydalı olur diye düşündüm. Şahsen biz  bu geziyi planlarken bu bilgilerin çok az bir kısmına ulaşabilmiştik. Hepsini bu şekilde topluca bulabilmek imkansızdı. Kaldığımız otellerin üstüne tıklayarak linklerine gidip inceleyebilirsiniz. Bu gezide Ayder kısmı hariç herşeyden çok memnun kaldık diyebilirim. Onda da sorun otelden ziyade Ayder’in bozulan doğal yapısıydı. Bu arada haberiniz olsun yaylalar için yazacağım detaylar ve paylaşacak çok fotoğrafım var. Buna şimdiden hazır olsanız iyi olur 🙂

Gelecek videolar için de youtube kanalımızı takip etmeyi unutmayın. Günlük paylaşımları  instagram ve facebook sayfalarımızda bulabilirsiniz

Sonraki Karadeniz yazılarında görüşmek üzere, şimdilik herkese sevgiler 🙂

3 Discussions on
“Çamlıhemşin Gezisi : Yaylalara Ulaşım, Rotamız, Nerelerde Kaldık”
  • İşte beklediğim yazı! Ne zaman gideceğiz bilmiyorum ama yılların hayalidir Karadeniz’e gitmek. Ben direk notlarımı buradan alıp gideceğimi biliyorum artık! Eline sağlık Pınar’cım, çok iyi oldu 😊

  • Merhaba

    Peki ne kadar bir bütçe gerekiyor böyle bir gezi için bilgilendirme yapabilirmisiniz
    Güzel anlatımınız için teşekkürler

Leave A Comment

Your email address will not be published.