Haziran geldi hoşgeldi - playinduo

playinduo

Haziran geldi hoşgeldi

Bloga mecburi olarak verdiğim uzun aradan sonra herkese yeniden merhaba 🙂

Öncelikle yarın Floransa’ya uçuyoruz, dolayısıyla biraz heyecanlıyım ve öncesinde ortaya karışık sohbet tadında bir post hazırlamak istedim. Mayıs ayını arkamızda bırakıp, Hazirana kucak açtığımızda, “yaz” artık geldi dedik ve İstanbul’daki hava da nihayet yazlık kıyafetlerinizi çıkarabilirsiniz diye sinyallerini verdi. Lakin neredeyse bütün yazı yağmurluk ve ceketlerle geçireceğimizi düşünmeye başlamıştım. Isınan havayı, uzayan akşamları, cam önü esintisini çok özlemişim söylemeden edemeyeceğim. Tabi bir de balkondan bize merhaba diyen dutları unutmamak lazım. Öyle güzel olgunlaşıp, serpildiler ki bizi tam bir dut canavarı haline getirdiler.

IMG_9188

Haziran öncesi Mayıs’ın son haftasına da haksızlık etmemem gerekiyor aslında, çünkü bu tatlı zamana annemle küçük bir Çeşme tatili sığdırdım ve Ege’nin Mayıs’ı nasıl da güzel. Tamam belki sıcak değil, güneş ve rüzgar beraberler ama o soğuk denize girmeye korksanız bile o mavinin güzelliği duruluğu aklınızı başınızdan alacak cinsten. Tabi benim bu 4 günlük tatil boyunca denize girme sürem sanırım 15 dakika ile sınırlı kaldı ama olsun o beyaz bulutlar ve turkuaz mavi hiç aklımdan çıkmıyor.

DSC01117

Suyun sıcaklığına tepkim 🙂

DSC01126

DSC01133

Çeşme, Bodrum gibi yerler kesinlikle Mayıs veya Eylül aylarında çok daha güzeller. Mesela ben öyle büyük bir Alaçatı fanı değilim, hatta Temmuz Ağustos’ta gelmiş olsam, büyük ihtimalle kalabalıktan dolayı Alaçatı’ya inmek bile istemezdim ama Mayıs ayında Alaçatı ile birbirimizi çok sevdik diyebilirim. Hacımemiş ve boş sokakları, enginar çiçekleri ile süslü masalar, İmren’in davetkar tatlıları, Dutlu Kahve’de içilen köpüklü bir türk kahvesi daha ne isterim ki dedirtti. Dolayısıyla biz de aheste aheste sokakları turlayıp, keyfimizce fotoğraf çektik. Mayısta siz de Çeşme’ye bir şans verin derim, sezondaki haline göre o kadar huzurlu ve keyif dolu ki emin olun pişman olmayacaksınız 🙂

Şuraya da izninizle ferah ferah Alaçatı fotoğrafları bırakıyorum öyleyse 🙂

IMG_8626

Antikaların hastasıyız, dokunmak ayrı güzel, fotoğraflamak ayrı!

IMG_8630

Pastel renkler her zaman en güzeli.

IMG_8638

IMG_8656

Ara sokaklar tam bir sürpriz!

IMG_8684

Mor en çok enginar çiçeğine yakışıyor.

IMG_8672

Uzun ve alabildiğine mavi sofralar kurulduysa, yaz gelmiştir.

IMG_8710

Bundan daha sempatik bir kapı önü olabilir mi 🙂

IMG_8778

Elimde çiçeklerim ve her köşesi mavi Alaçatı’da pek mesudum 🙂

IMG_8800

İmren dondurması en sevdiğimiz!

IMG_8700

IMG_8608

Asma Yaprağı’nın her zamanki güzel kapı önü

IMG_8612

Bitmek bilmeyen fincan sevgim 🙂

DSC01177

Ketenci’nin renk cümbüşü

IMG_8599

Alaçatı’da özlü sözler bitmez 🙂

IMG_8732

IMG_8733

Bazı yerlerde saatlerce oturup, sokağı izleyebilirim.

IMG_8780

IMG_8791

Bir kuble ben 🙂

IMG_8765

Frida’sız asla 🙂

DSC01093

Peki Alaçatı’yı bitirdiysek, gelelim ortaya karışık postumuzun son zamanlarda ne okudum, ne izledim ve ne dinliyorum köşesine.

Son zamanlarda iki tane bitirdiğim kitap var. Birisi Şebnem Burcuoğlu’nun “Şekerfare” adlı gayet hızlı okunan, bir senaristin başından geçen talihsiz ve eğlenceli olayları anlatan kafa dağıtan sevimli kitabı. Bu yazarı “Kocan Kadar Konuş” kitabından da bilirsiniz zaten. Kalemi oldukça akıcı ve günlük hayat ilişkilerini esprili diliyle okura adeta bir pasiflora şişesi gibi sunuyor. Kafa dağıtmak istediğinizde, bu ara ağır şeyler okuyamıyorum dediğinizde veya uzun bir yolculukta keyifle ve hızlıca bitirebileceğiniz bir kitap kendisi.

Gelelim 3 gün içerisinde hızlıca tükettiğim ve çocukluğuma döndüğüm diğer bir kitaba; “Bayan Peregrine’in Tuhaf Çocukları’nı” uzun zamandır instagramda pek çok hesapta görüp, oldukça da merak ediyordum. En son Babil com alışverişime bu kitabı da ekledim ve geçen hafta merakla başlayıp, hızlıca bitirdim. Bir kere kitap daha kapak tasarımından ve içindeki fotoğraflardan bile hemen ilginizi çekip, oku beni diyor.

IMG_9081

Eğer fantastik romanları ve Murakami’yi seviyorsanız, benden söylemesi siz de hap gibi yutarsınız bu kitabı. Asla Murakami kadar her cümlenin altını çizdiren ve derin izler bırakan bir kitap değil, ama karakter tasvirleri oldukça güzel ve titizlikle yapılmış diyebilirim. Kurgu da çocuksu bir hayal gücüne sahip herkesin ilgisini çekecek cinsten. Bir adada yaşayan tuhaf özelliklere sahip, kendilerini toplumdan izole etmiş çocukların serüvenini anlatan bir kitap bu. Onlara yeri geliyor özeniyorsunuz, yeri geliyor çaresizliklerine üzülüyorsunuz ama okurken sanki o adada maceralara beraber atılıyormuş gibi hissediyorsunuz. Ayrıca sizi beklemediğiniz bir dolu enteresan keşif bekliyor ama spoiler vermemek için bunlardan bahsetmesem iyi olacak 🙂 En iyisi siz de okuyun ve benim gibi sürüklenin bu heyecanlı kurgunun içinde. Tabi söylemeden edemeyeceğim; Tim Burton bir de filmini çekecekmiş bu kitabın, filmi de bir Burton fanı olarak inanılmaz bir merakla beklemedeyim.

Gelelim ne izledik kısmına; biz film izleme konusunda Ali ile tam bir ev kuşuyuz. Festival filmi olsun, korku filmi olsun her şeyi evde izleyebiliyoruz ama arada sinemaların konforu ve atmosferi de fena gelmiyor tabi. Beraber sinemada izlediğimiz son film ise Sonsuzluk Teorisi. Gerçek hayat esintili filmleri seviyorsanız, bunu da garanti seversiniz diyeceğim. Baş rolde de Slumdog Millionaire filminden hatırlayacağınız Dev Patel var. Hindistan’da hiç üniversite okumamış, fakir ama hayatını matematiğe adamış bir gencin kendini dünyaya kanıtlamasını anlatıyor.

Wl8YE

Film 1. Dünya savaşı esnasında Cambridge üniversitesinde geçiyor ve filmde gerçekte yaşamış olan matematikçi Srinivasa Ramanujan Iyengar’ın gerçek hikayesi anlatılıyor. Biz bu şekilde azim ve başarı hikayelerini çok sevdiğimizden oldukça etkilendik diyebilirim.

Sinemada izlediğim diğer bir film ise; Alice Harikalar Diyarında 2, ilk filmi de çok sevmiştim. Tim Burton yapar da biz sevmez miyiz zaten, değil mi? 2. Filmde konu daha çok mad hatter’ın üzerinden dönüyor ve ben bu çılgın adama bayılıyorum. Siz de bir Tim Burton ve Alice hayranıysanız, kaçırmayın bu filmi mutlaka vizyonda izleyin derim.

disneys-alice-in-wonderland-2-and-jungle-book-have-release-dates

Sinema dışında rutinde takip ettiğim diziler ise Game of Thrones ve Penny Dreadful. Yeni sezonu gelse de izlesem dediklerim ise; Bates Motel, Da Vinci’s Demons ve Mr.Robot.

Sizin de son zamanlarda severek izledikleriniz varsa neden bize tavsiye etmiyorsunuz 🙂

Ortaya karışık postumu çok uzattım farkındayım. Öyleyse şuraya da son zamanlarda sevdiğim şarkılardan bir küçük liste bırakıp, bavul hazırlamaya geri döneyim.

Bizi İtalya sokaklarında yalnız bırakmazsınız diye umuyorum; instagram’a, facebook’a ve sonrasında youtube’a bekliyorum 🙂 Snapchat adım da yine playinduo.

Herkese şimdiden güzel haftalar diliyoruz.

Playinduo’dan sevgiler.

Leave A Comment

Your email address will not be published.