Şubat Ayı Ortalanmışken - playinduo

playinduo

Şubat Ayı Ortalanmışken

Merhaba, neredeyse Şubat ayını da ortaladık ve kışı geride bırakmaya çok çok az kaldı. Beni hafiften bahar heyecanı sardı bile, Mart ayı geliyor diye epey seviniyorum. Çünkü ben tam da Mart doğumlu bir balık çocuğuyum. Gerçi çocuk kelimesini atsak iyi olacak gibi, 14 Mart’ta tam tamına 31 olacağım. Eskiden 20’li yaşlar kocaman ve ne kadar da olgun gözükürdü, sanki ulaşılamazlardı. Geçen sene 30’uma bastığımda ise, “yahu pek de fark yokmuş bu 30’larda” dedim. Şimdi yanına bir adet daha rakam ekliyorum ve bu böyle gidecek sanırım.

Yaşlanmak dediğin nedir hakkaten. Gözaltı kırışıkları mı, mor halkalar mı, eklenen kilolar mı, “aman bu da geçer nasıl olsa olgunluğu mu”. Ah evet biraz fiziksel anlamda değişiyoruz, aman boş verin siz gülmeye bakın gözaltı kırışıkları emin olun gülünce pek sempatik duracak, birkaç beyaz saçın da zararı olmaz bence. Yaşanmışlıkları anımsar, aman ne gereksiz üzülmüşüm bazı şeylere der, vapurda çayını içerken içinden kıs kıs gülersin. Yani sorun yok, paniklemeyin. Bence büyümek güzel bile. Mesela ben büyüdükçe, hem içimdeki çocuk daha çok ortaya çıkıyor, hem de içimdeki olgun Pınar o çocukla uzlaşmaya çalışıyor. İçimdeki çocuk en renkli kazağı, en büyük hamburgeri, en tehlikeli aktiveteleri denemek isterken, diğer Pınar da en anlamlı kitapları, en yeni sergileri ve festival filmlerini takip etmeye çalışıyor. Yani gül gibi geçinip gidiyorlar. Hatta araları baya baya iyi 🙂

Bu kadar iç döküşten sonra, gelelim bu haftanın öne çıkanlarına. Bu aralar bu başlık altında yaptıklarımı toplamayı çok seviyorum. Umarım sizi de sıkmıyorumdur.

Açıkçası hafta içi vakit bulup Anadolu Kavağı’na gidince, deniz havasıyla Boğaz’a karşı çay içmek pek iyi geldi, ve pek tabi ki, oldukça söylenen bir İstanbul’lu olarak, “ah bu şehir gerçekten harika” romantizmine kısa da olsa epey kapıldım diyebilirim.

DSC00165

Siz de bir gün Anadolu Kavağı’na gidin, ister balık ekmek yiyin, ister Yoros kalesinin orada Yosun cafe’de bir çay için. Benim yerime de manzarayı uzun uzun izleyin, olur mu?

DSC00194

Bu haftaya Ali ile iki de film sığdırdık.

İlki Marslı idi, bu filmi uzun süredir izlemek istiyorduk, ama vizyonda kaçırınca, geçen hafta sonu evde izleme fırsatı bulduk. Açıkçası, film beklediğimden daha iyiydi ve uzayda yapayalnız kalan bir kişinin duyguları çok iyi ifade edilmişti.

marslı

Çekimler konusuna zaten değinmeyeceğim. Hepimizin bildiği üzere, Hollywood zaten bu anlamda epey iyi. Filmde karamsarlık ve yalnızlık duygusuna mizahi bakış açısı pek zekice işlenmişti. Ayrıca keşif duygusunun hayatın pahasına dahi olsa ne denli vazgeçilmez bir şey olduğunu çok güzel vurgulamışlar.  Bence bir hafta sonu siz de izleyin derim, uzun bir film olmasına rağmen birkaç saniyeliğine bile kurgudan kopmadım.

Diğer izlediğimiz film ise; Inarritu’nun vizyonda olan meşhur filmi Diriliş. Filmi sevdim mi? Evet, epey sevdim ve bu filmde de konudan hiç kopmadan dikkatle izledim. Ama büyük bir Innaritu hayranı olarak, benim için bu onun favori filmi diyemem.

dirilis

Genelde, Inarritu karamsar konuları işler ve birbiriyle kesişen hayatları ustalıkla bir araya getirir. Bu filmde ise tek bir hikaye anlatılıyordu, belki klasik Inarritu kurgusunu görmemem beni biraz şaşırttı. Film, intikam, hayatta kalma mücadelesi ve insanoğlu’nun doyumsuzluğu üzerine kuruluydu. Siz de bir hafta sonunuzu ayırıp bu etkileyici filmi izleyebilirsiniz.

Bu hafta yeni başladığım kitap ise, uzun süredir kitapçılara gelmesini beklediğim, Orhan Pamuk’un yeni kitabı olan; Kırmızı Saçlı Kadın.

20160209180823_IMG_4196-01

İnternette okuduğum yorumlar kitabın oldukça sürükleyici ve ilgi çekici olduğu yönündeydi, ve gerçekten de kitap beni daha ilk sayfalardan oldukça içine çekti. Bitirdikten sonra muhtemelen burada görüşlerimi de paylaşırım.

Benim için bu haftanın diğer bir küçük mutluluğu da Fotofonik’in sevimli hediyesi oldu. Instagram fotoğraflarınızı ya da çektiğiniz fotoğrafları bastırıp, elinize almak o kadar güzel bir duygu ki. İster evde fotoğraflardan bir köşe oluşturun ya da çıkarıp çıkarıp bakmak üzere bir kutuya yerleştirin.

IMG_4332

Seyahatleri, mutlu çay saatlerini, komik tatil anlarını hatırlamak aşırı güzel. En azından ben filmli fotoğraf makinelerini gördüm, fotoğraf bastırmanın hazzını ve o sabrı biliyorum. Şimdiki yeni nesil için ise bu aşılanması gereken bir duygu diye düşünüyorum

Evet gelelim son gündem başlığımıza, tam haber spikerine bağladım sanırım 🙂

Bazılarının bayıldığı, bazılarının ise “ay o ne saçma bir gün!” diye isyan ettiği, 14 Şubat için açıkçası ben tamamıyla nötürüm. Pek şaşalı hediyeleri ve insanların delice tüketime itilmesini sevmesem de, içeriğinde eğer gerçekten sevgi varsa bu tarz günlerin bence kimseye bir zararı yok. O yüzden benim için bu günler sadece karşı cinse duyulan sevgiyi değil, sevdiğin herkesi anımsama günü olarak geçiyor. Dolayısıyla, gerek anneme, gerek babama, eşime ya da arkadaşıma ufak bir sürpriz yapmayı seviyorum. Ama bunlar genelde manevi ya da el işi içerik dâhilinde oluyor. İçerik kısmını ise bir sonraki posta bırakıyorum, oradan Sevgililer Günü için önerimi okuyabilirsiniz 😉

Buraya da ipucumu bırakıp kaçtım 🙂

IMG_4260

Sevgiler,

Pınar

Bizi instagram, facebook ve youtube hesaplarımızdan da takip edebilirsiniz.

 

Leave A Comment

Your email address will not be published.