Geçtiğimiz haftaların keşifleri - playinduo

playinduo

Geçtiğimiz haftaların keşifleri

Merhaba, bloğa son postumu 15 Ocak’ta yazabilmişim ve üstünden epey zaman geçmiş. Buradan ayrı kalmayı pek sevmesem de, bazen planlanamayan işler veya koşuşturmalardan dolayı, araya böyle geniş zaman dilimleri girebiliyor. Bazen de şöyle düşünüyorum, acaba burayı okuyan ciddi bir kitle var mı ki, hani sesleniyorum ama sesim boş duvarlara mı çarpıp geri dönüyor. Günümüzde bloglar pek de okunmuyor söylentileri her yerde dört dönüyor ve blog yerine insanlar birer birer youtube kanalı açıyorlar kendilerine. Biliyorsunuz ki, ben de geri kalmadım bu durumdan ve video çekmek de oldukça keyif verdi. Zaten arka planında müzik olan bir şeyin bana keyif vermemesi olanaksız gibi. Ama her şey bir yana, blog yazmak bir yana diyebilirim. Burası belki bir günce, belki bir ilham sayfası, belki tavsiyeler köşesi…adı her ne olursa olsun, benim için oldukça anlamı büyük.

Bunca iç döküşten sonra gelelim, aramıza giren geniş zaman diliminde gördüklerime, keşfettiklerime ve izlediklerime. Çoğumuz kar ve soğukla boğuşuyoruz bu sıralar değil mi, sanki ev en cazip gelen ortam, kitaplar, müzikler ve filmler de en iyi sığınak gibi. Açıkçası benim için şu sıralar böyle, hatta kışın enerjim o kadar düşüyor ki hafta sonları dahi evden burnumu çıkarmak istemiyorum. Ama neyse ki, bunu yenebildiğim zamanlar da oluyor ve bu zamanlara küçük tatlı keşifler eşlik ediyorsa en güzeli 🙂

Geçtiğimiz hafta, Moda ve Kadıköy’de gidip keşfettiğim iki tatlı mekandan bahsedeyim sizlere.

İlki Fahriye Cafe, Moda’da Leylek Sokak’ın içinde adeta babaanne evi havasında, eski kitaplarla örülü bir huzur mekanı. Kendinize damla sakızlı haşhaşlı nefis bir kek söyleyip, yanına da sıcacık bir içecekle saatlerinizi burada geçirip, hem çalışıp hem de bol bol nostalji depolayabilirsiniz.

fahriye-cafe-3

E bir de cafe’nin tatlı kedileri yanınıza gelip, mırıl mırıl uyurken kendini sevdirirse, tadından yenmez. Loş ışık, hafif bir müzik ve bolca kitap kokusuyla huzurunuza huzur katacak bir mekan burası.

fahriye

fahriye-2

İkinci keşfim de, internetten görüp, uzun süredir merak ettiğim ve geçen hafta sonu gitme fırsatı bulduğum Kadıköy’de, Sakız Sokak’ta yer alan Akademi 1971 Kitap Evi.

Burası hem bir cafe, hem de dev bir kitap dükkanı. Samimi, sade ve kitap kokulu ortamıyla sıcacık bir mekan. Duvarlarındaki ilginç yazıları da çok tatlı, yanlış hatırlamıyorsam; birinde şöyle bir şey yazıyordu; garsonlarımızın hepsi akdamisyenlerden, sanatçılardan ve öğretmenlerden oluşmaktadır, hobi olarak garsonluk yapmaktadırlar. Ayrıca bu cafe’nin aşağı katta bir kütüphanesi bulunuyor, hafta içleri bu kütüphaneye gidip saatlerce kapanıp, sessiz ve keyifli bir ortamda çalışabilirsiniz.

akademi-cafe-1

Hafta sonunda ise, bu kütüphanede kahvaltı eşliğinde edebiyat sohbetleri ya da çeşitli konularda alanında uzman konuşmacılar eşliğinde toplantılar düzenleniyor. Hemen hemen her Pazar günü bu kahvaltılar oluyormuş diye duyduk, hatta geçen Pazar günü biz bir tanesine katıldık bile. Konu alternatif medya idi, 2 doçent konuşmacı ve yaklaşık 15 kişi de katılımcı vardı. Kütüphane ortamında geniş bir masada hem kahvaltımızı yaptık, hem de katılımcılarla tanışıp pek güzel bir sohbet gerçekleştirdik. Bu arada söylemeden edemeyeceğim; kahvaltısı inanılmaz güzel, masada yok yoktu, kişi başı da 20 tl alıyorlar. Çay kahve sınırsız diyebilirim. Sadece 20 tl verip, hem çok keyifli bir sohbete katılıyorsunuz, hem de pek güzel bir Pazar kahvaltısı etmiş oluyorsunuz. Akademi’nin facebook sayfasından; gerçekleşecek etkinlikleri takip edebilirsiniz. Bu arada Cafe’nin yöneticisi olan Özcan Bey de, sohbetlere katılıyor ve kendisi çok tatlı bir insan olmanın yanında, aynı zamanda Chivi Yayınları’nın da sahibiymiş. Gazatecilik geçmişi de olan bu ton ton insanın tecrübelerini dinlemek ayrı bir keyif ve ayrıcalık diyebilirim. Hem çalışmak için, hem okumak için, hem de anne keki yemek için pek güzel bir ortam.

akademi-cafe-2

Çalışanlar da ayrı sıcak insanlar, gülümsemeleri yüzlerinden eksik olmuyor. Ben çoktan buranın müdavimi oldum bile.

Biraz da gelelim geçen süre zarfında izlediğim filmlere;

  • İlki vizyondayken kaçırdığım ve evde yeni izleme fırsatı bulabildiğim Everest filmi;

everest_screencomment

Film, 1996 yılında Everest dağına tırmanıp, kar fırtınasında hayatını kaybeden bir dağcının ve yanında çıkardığı gönüllü gezginlerin doğaya karşı olan mücadelesini anlatan gerçek bir olay üzerine kurulu. Doğa karşısında insanoğlunun ne kadar savunmasız ama yine de sınırları zorlamanın ne kadar cazip yanları olduğunu bize gösteren bir film. Benim gibi,  dağ manzaralarına bayılan ve bu tarz maceralara gıpta ile bakan biriyseniz kesinlikle izleyin, çok keyif alırsınız diyebilirim.

  • İkinci film tavsiyem ise, vizyonda izlediğim Macbeth olacak;

macbethEğer Shakespeare’e hayran değilseniz veya ben klasikleri kaldıramıyorum diyorsanız, bu filmi es geçin derim. Açıkçası, bana oldukça hitap ettiğini söylemeden edemeyeceğim. Film, konusu edebi bir esere dayandırıldığı için, oldukça ağır işliyor ama gerek çekimleri, gerek eserden alınan replikleriyle beni oldukça etkiledi. Konusundan da biraz bahsedecek olursak; 11. yüzyıl İskoçya’sında Kral Duncan’ın ordusunda general olarak görev yapan Macbeth, asilere karşı çok önemli bir savaş kazanmıştır. Savaştan hemen sonra karşılaştığı üç kahin kendisine kral olacağını söyler. Bu kehaneti aklından çıkaramayan Macbeth, hırslı eşinin de yönlendirmesiyle Kral Duncan’ı öldürür ve tahta geçer. Fakat Macbeth bununla yetinmeyecektir. Eline geçen güçle gitgide yalnızlaşan ve en yakın dostlarından bile şüphelenecek kadar paranoyaklaşan yeni Kral, kendisine engel gördüğü herkesi ortadan kaldırmaya kararlıdır.
Shakespeare’in İskoçya kökenli General Macbeth’in hikayesini temel alan, dünya klasikleri arasına girmiş tiyatro oyunu Macbeth’in yeni bir uyarlaması olan film, iktidar için oynanan entrikaları, ihanetleri ve taht kavgalarını konu alıyor. Filmin yönetmenliğini Justin Kurzel üstlenirken başrollerinde Michael Fassbender ve Marion Cotillard yer alıyor. Filmde insanoğlunun hırsı, yetinmezliği ve buna istinaden dönüştüğü mahlukat hissiyatı güzel bir edebi dille ve iyi bir oyunculukla çok net yansıtılmış.

  • Üçüncü film tavsiyem ise; yine vizyonda izlediğim In the Heart of the Sea (Denizin Ortasında).

In-the-Heart-of-the-Sea-2015-MovieBenim gibi edebiyata ve kitap uyarlamalarına meraklı olanlar filmi sevecektir diye düşünüyorum. Film, 1820 yılında balina avlamak için denize açılan Essex gemisinin başına gelen olayların ardından, Herman Melville imzalı Moby Dick romanının yazılmasına ilham olduğu zamanlarda işleniyor. Yaşananları zamanında Essex’te miço olarak çalışan Thomas Nickerson’ın gözünden anlatan Denizin Ortasında, geminin kaptanı George Pollard ile usta balina avcısı Owen Chase’in sınıf ve ego çatışmasını merkezine taşıyor. Başarılı görsel effektleri ve etkileyici oyunculukları ile film insanı hem bir masala taşıyor, hem de doğa ve insan arasındaki kavgaya dikkat çekiyor. Oldukça severek izlediğim bir film oldu diyebilirim.

  • Son izlediğim film ise; Vesta Event’in daveti üzerine Salı günü ön gösterimde izleme fırsatı bulduğum ve bu Cuma günü vizyona girecek olan İftarlık Gazoz.

iftarlık gazoz

Filmin yönetmenliğini Dondurmam Gaymak filminden de tanıdığımız Yüksel Aksu yapıyor. Başrolde ise; Gazoz Ustası Cibar Kemal karakteriyle, Cem Yılmaz’ı görüyoruz. Film; 80 öncesi yılların ülkeyi sarsan siyasi etkilerinin gölgesinde, sıcak bir Anadolu kasabasında yaşananları, tadına doyulmayacak bir usta-çırak ilişkisini merkeze alarak çırak Adem’in (Berat Efe Parlar) gözünden anlatıyor. Bir çocuğun gözünden siyaset, din, arkadaşlık ve emek kavramı pek çok değişik bakış açısıyla işlenmiş. Adem rolündeki küçücük Berat Efe’nin oyunculuğu ise inanılmaz diyebilirim. Koca bir kasabanın birlikte gülüp, birlikte eğlendikleri, sevinçlerinde ve hüzünlerinde ortak oldukları, yazlık sinemaların eğlencesini, hep beraber camiden çıkıp birlikte maç seyretmenin keyfini, geçmişi ve bugünü aynı potada eriten İftarlık Gazoz, bizi bize anlatıyor ve beklenmedik finali ile seyredeni çarpıyor. Ben ki popüler oyuncuların ve çok gişe yapan filmlerin hastası biri olmadığım halde, filmi inanılmaz samimi ve oyunculukları çok başarılı buldum. Vizyonda izleyin diyebileceğim nadir Türk filmlerinden biri oldu.

  • Filmleri bitirdiysek; biraz da gelelim okuduğum kitaplara…Sen Benim Hayatımsın’dan sonra, Tespih Ağacı’nın Gölgesinde’ye başladım ama çok ağır okuduğumu itiraf etmeliyim. Bir yandan da 50 Great Short Stories’i okuyorum.

Hemingway’den, Poe’ya, Steinback’e kadar pek çok ünlü yazarın minik hikayesi bulunuyor içinde. Hem İngilizce’me katkısı büyük, hem de kısa hikaye okumak ayrı bir keyif. Her gün yatmadan önce bir tanecik okusanız, sizi alıp farklı bir hayal dünyasına götürüyor. Bunlar bittikten sonra sırada okunmayı bekleyen pek çok kitabım var. Bakalım seçimimi nasıl yapacağım 🙂

Sanırım buraya yazmayalı, çalışmanın dışında en çok film izlemiş ve Moda-Kadıköy hattında dolanmışım.

Bunlar da bu hafta gözüme takılanlar oldu…

Moda’nın ara sokaklarında vitrinine hayran kaldığım bir seramik dükkanı.

seramik

Tezgahını büyük bir düzenle dizen Moda manavlarına hayranım. Bu amca her gün üşenmeden tablo gibi diziyor bütün sebzelerini.

manav

Çiçek İşleri’nin tasarımları her zaman pek güzel ve yaratıcı.

cicek-isleri-1

Bunca keşfin dışında, bu haftaya bir de evde küçük bir kutlama sığdırmışız. 25 Ocak itibari ile nişanımızın üzerinden 2 sene geçti ve sağ olsun canım Ali çikolatalı ve çiçekli tatlı sürpriziyle bu haftayı şenlendirdi 🙂

Bizim için en güzel kutlamalar hep evimizde olanlar.

nişan-kutlaması

Bloom and Fresh’in çiçekleri gerçekten inanılmaz. Bu lahana görünümlülere de ayrı bayılıyorum 🙂

bloom-and-fresh

İşte böyle. Bu haberlerin dışında, vakit bulabilirsem, instagramdaki arkadaşlarımın ucundan azıcık gördükleri minik çizim projelerim var. Bunun yanında bir dolu video çekmek istiyorum. Haş haşlı kek yapıp, tarifini buraya da yazmak da listede ilk sıralarda. Bakalım Pınar dileklerini gerçekleştirebilecek mi, hep beraber izleyelim bu serüveni 🙂

Çok konuştum biliyorum ama yazın bizi bekleyen iki de güzel seyahat heyecanımız var, buna da değinmesem olmazdı 🙂 Pegasus’un son zamanlarındaki kampanyalarından yararlanıp, kendimize Bolonya ve Trabzon biletleri aldık. Şimdi sıra artık gün saymakta. Siz de bu ara baya gündemde olan Pegasus kampanyalarını kaçırmayın derim, keşfedip, paylaşmak en güzeli.

Umuyorum ki uzun kış ayları enerjinizi düşürmemiştir, ilhamınız ve maceralarınız bol olsun.

Benden şimdilik bu kadar 🙂

Bizi instagram, facebook ve youtube sayfalarımızdan da takip edebilirsiniz.

Sevgiler.

Not:

Film görselleri aşağıdaki sayfalardan alınmıştır, onun dışındaki bütün fotoğraflar tarafımızdan çekilmiştir.

Review: ‘EVEREST’ Features The Scariest Kind of Movie Monster

http://filmhafizasi.com/sarmasik-ve-macbeth-icin-geri-sayim/

http://tr.euronews.com/2015/12/08/denizin-ortasinda-gerilim/

http://thebrandage.com/basrolunde-cem-yilmazin-oldugu-iftarlik-gazoz-20-ocakta-sinemalarda/

 

9 Discussions on
“Geçtiğimiz haftaların keşifleri”
  • Merhaba Pınar ve Ali,
    Google+ grubu ile keşfettim sizi bugün ve blogunuza bayıldım. Türkiye’de sizin gibi içeriğine özen gösteren, kaliteli bloglar bulmak maalesef zor. Artık, sıkı bir takipçinizim! 🙂

    • Sevgili İpek, çok mutlu ettin bizi. Blogu çocuğumuz gibi görüyoruz. Emek vermek, yazmak, paylaşmak pek güzel. Günümüzde sadece fotoğraf veya video ile yetinen insanlar çoğaldığından, okumaya değer verenler bizim için çok kıymetli. En kısa zamanda biz de ziyaret edeceğiz sayfanı. Sevgiler 🙂

  • Merhaba 🙂 Ben de yeni Google grubumuzda keşfettim bu güzel sayfayı, iyi ki de gelmişim, içim açıldı! Ne zaman Kadıköy’deki, Moda’daki mekanları okusam ve incelesem, ”Artık yolumu karşı tarafa bir düşürmeli” diyorum, yine öyle oldu, fotoğrafları da o kadar güzel çekmişsin ki, görmüş kadar oldum. Macbeth’i ben de çok merak ediyorum, daha önce izlediğim Shakespeare uyarlaması filmlerde hep usta İngiliz tiyatrocuları izlemeye alışık olduğumdan, bu kadro, aksanlar, oyunculuk performansları epey meraklandırıyor beni. Son olarak, yaşasın evde yapılan romantik kutlamalar! (Evin ruhu, sıcaklığı ve başbaşalığı hiçbir şeye değişilmez ki) Sizi ve birlikteliğinizi de, bu güzel blogu da kutlarım. Tanıştığıma memnun oldum. 🙂

    • Merhaba Eylül, bu güzel yorum bizi çok mutlu etti. Blog okumak ve blog arkadaşlığı o kadar keyifli ki, ben de bu grup sayesinde sizleri keşfettiğim için çok mutluyum. Kadıköy’ümüze her zaman bekleriz 🙂 Macbeth konusunda izledikten sonra düşüncelerini merak ettim, belki blogunda yazarsın, ben de keyiflice okurum 🙂 Ev ruhu dediğin gibi çok başka, insanın en özgür ve huzurlu hissettiği yer sanırım kendi yarattığı dünya. Biz de tanıştığımıza çok memnun olduk, sevgiler 🙂

  • Pınaar tavsiyelerin hepsi 10 numara! Akademi Kitabevi 1971’e daha gitmeden senden okuyup birsürü kişiye anlattım bile 🙂
    Filmlerin de hepsini listeye aldım – en sevdiğim şey film tavsiyeleri olabilir!
    Bu arada nice güzel yıllarınız olsun, tebrik ederim seni ve Ali’yi!

    • Özge’cim tavsiyelerin işe yaramasına çok seviniyorum. Akademi’deki Pazar kahvaltıları da pek hoş, belki beraberce de gideriz 🙂
      Bu ara film keşiflerimiz çok oluyor, izledikçe yazacağım hepsini. Seninkileri de not alıyorum:)
      Teşekkür ediyorum ve çok öpüyorum.

  • Kuzum döktürüyorsun gerçekten..Tebrik ediyorum bu motivasyonunu, bu kadar sanatsal faaliyeti takip edebilmeni ve üşenmeyip konsept dolu sevimli fotoğraflar çekmenizi. Öptüm sizi:)

    • Zeynep’im çok teşekkür ederim, senin de bu güzel yorumların hem yüzümüzü güldürüyor, hem de çok motive ediyor. İnşallah yakın zamanda görürsünüz Gölyazı’yı, çok seveceğine eminim. Umarım beraber de küçük bir gezi yapma şansımız olur, senin de Övgü’yle hatıra kalacak güzel fotoğraflarınızı çekerim:) Ben de çok öpüyorum sizi.

Leave A Comment

Your email address will not be published.