Sonbahar'da Viyana Masalı - playinduo

playinduo

Sonbahar’da Viyana Masalı

Merhaba, bu ara seyahatler, koşturmacalar derken bloğu baya aksatmış olabilirim, ama yazmayı çok özledim. İnstagram hesabımızdan takip edenler Viyana gezimizin bazı tüyolarını ve bir dolu fotoğrafı çoktan gördü bile. Ama burada sizlere detaylı ve keyifli bir Viyana rehberi hazırlamak istedim. Üzgünüm ama baya uzun olacağa benziyor 🙂

Ben bir şehire gitme kararı aldıktan sonra, ilk işim bloglardan gezi rehberlerini araştırmak oluyor. Bu konuda her zaman en çok işime yarayan hep bloglar oluyor. O nedenle ben de burada ileride gitmek isterseniz,  gezinizi kolaylaştıracak ve damağımda tat bırakan bütün Viyana tecrübelerimi aktarmak istiyorum. Viyana deyince aklınıza ne geliyor? Benim ilk sayacaklarım şunlar olur; klasik müzik, saraylar, müzeler ve schinitzel. Şu saydığım maddeler, benim gibi biri için o şehri sevmek konusunda çok yeterli diyebilirim. Peki Viyana’ya gitme kararını nasıl aldık? Ali ile vizelerimizin tarihi 6 Kasım’da bitecekti, neden bir kez daha değerlendirmeyelim dedik ve uçak fiyatlarına bakmaya başladık. Hem rota olarak fiyat yönünden uygunluğu, hem ikimizin de tarih merakından ötürü Viyana hemen ilk sıraya oturdu. Birkaç otel araştırmasından sonra ise kararımızı çoktan vermiştik bile, 3 günlük Viyana gezimiz bizi bekliyordu 🙂

23-26 Ekim tarihleri arasında gerçekleştirdiğimiz gezimizde kahvenin ve sarının bin bir tonuna bürünen Viyana silueti ile mest olduk diyebilirim. Viyana soğuk bir şehir olduğu için, belki ilkbahar ve yaz mevsiminde daha çok tercih ediliyor olabilir, ama şansımıza hava hem bize kötü davranmadı, hem de biz bu masalsı sonbahara hayran kaldık. Orta kalınlıkta bir kaban ve spor ayakkabılarla, yağmur çamur olmadan gayet rahat gezdik diyebilirim. Viyana’nın şehir merkezine ilk ayak bastığınız anda bu şehirin en çok Mozart ve Klimt etkisi altında olduğunu anlayabiliyorsunuz. Bizim kaldığımız otel Karlsplatz bölgesine oldukça yakındı ve ulaşımımızı metroyla ve yürüyerek çok rahat gerçekleştirdik. Zaten şehir o kadar düzayak ve ulaşım yönünden zengin ki, bir yeri bulmak konusunda hiç zorlanmıyorsunuz.

Konuyu çok dağıtmadan öncelikle görülmezse olmaz dediklerimi ve biraz da bilgilerini paylaşacağım sizlerle;

– Karlskirche:  Karlsplatz bölgesinde yer alan ve 1713 yılında yapılan barok stilinde bir kilisedir. İçindeki tablolar ve işlemeler çok etkileyici. Ayrıca Viyana’da pek çok kilisede olduğu gibi, bu kilisede de akşamları klasik müzik konserleri oluyor. Daha ilk günümüzden ani bir karar verip, bu sanatsal havayı soluma amaçlı Vivaldi-Four Seasons konseri için kapıdan biletimizi aldık. Bu arada Opera ve konser salonlarında da operalar ve klasik müzik konserleri oluyor, onlara da internetten bilet alabilirsiniz ama fiyatlar epey yüksek diyebilirim. Biz kilisedeki konser için bile kişi başı 29 EUR verdik, ama bu deneyime kesinlikle değer derim, inanılmaz etkilendik.

DSCF7091

DSCF7151

DSCF7154DSCF7139

 Karlskirche Vivaldi Konseri

– Viyana Teknik Üniversitesi: Karlskirche’nin yanı başında, parka bakan bembeyaz zarif bir bina, girip tekrar üniversite okuyasımız geldi 🙂

– Staatsoper: Birçoklarına göre dünya operasının merkezi sayılan Wiener Staatsoper (nam-ı diğer Viyana Devlet Operası). İçinde rehberli bir turla gezebiliyorsunuz ama bizim o kadar vaktimiz olmadığından, sadece bu görkemli binayı dışından seyre daldık. Buradaki konserlerin biletleri aylar öncesinden tükeniyormuş diye de duyduk. Sırada beklerseniz 3-4 EUR’ya ayaktan da izlenebiliyormuş. Biz denemedik ama aklınızın bir köşesinde bulunsun derim.

DSCF7108

Opera binasının gecesi, gündüzünden daha etkileyici.

– Hofburg Sarayı: Viyana Hofburg sarayının diğer adı Viyana kraliyet sarayıdır. Hofburg sarayının içinde Franz josef ve Kraliçe Elizabeth’in (Sisi) o dönem bu sarayda yaşarken kullandıkları eşyalar sergilenmektedir. Marie Antoinette de bu sarayda dünyaya gelmiştir. Saray 1654 yılında yapılmıştır ve Viyana’da kesinlikle gezilmesi önerilen yapıların başında gelir. Hem mimari hem de kültürel açıdan saray oldukça büyük önem taşımaktadır.  İmparatorluk döneminde kullanılan binaların çoğu bugün müze olarak sergilenmektedir. Binanın diğer kısmı ise Viyana Parlamentosu ve Viyana belediyesi tarafından kullanılmaktadır. Sarayın içerisinde Sisi müzesi yer almaktadır. Sisi Avusturya için oldukça önemli bir kadın. Hatta bazı tarihçiler Sisi için Avusturya’nın Hürrrem’i bile diyorlarmış. Oldukça sıra dışı ve lüks bir yaşantısı varmış Sisi’nin. Sürekli Avrupa’yı gezer ve oldukça tanınmış ve önemli insanlarla da dostluk yaparmış. Sisi sadece Avusturaya’da değil tüm Avrupa şehirlerinde tanınmış oldukça ünlü bir isimdir. Biz müzeyi gezmedik, zaten bütün sarayı gezmek 1 tam günü alacağından sadece, bahçesini ve etrafınızı gezip, hakkındaki bilgileri okuduk.

DSCF7219

DSCF7222

Heldenplatz, faytonlu gezintiler 

-Rathaus: Bina Neo-gotik mimari tasarımı ile yapılmış ve inşası 1872 ile 1883 yılları arasında sürmüştür. Kulenin üzerine Viyana’nın sembollerinden olan Rathausmann konulmuştur. Aşırı etkileyici ve fotojenik kareler yakalayabileceğiniz bir bina diyebilirim. Mutlaka görmelisiniz!

DSCF7257

DSCF7276

DSCF7280

Rathaus’un muazzam kapıları kalp ben 🙂

-Burgtheater: Viyana’nın en büyük özelliklerinden biri olan sanat, Burg Tiyatrosu’nda klasik mimari tarzının en güzel örneklerinden biri olarak kendini göstermektedir. Avrupa’nın en eski tiyatrolarından biri olan tiyatro, 1680 yılında kurulan Paris’teki Comedie France’den sonra Avrupa’nın en eski tiyatrosu olup, imparatorluk döneminde İmparatorluk Tiyatrosu olarak tanınırdı. Günümüzde ise Ulusal Tiyatro olarak hizmet veriyormuş.

DSCF7259

-Stephansdom: Stephans-platz’da yer alan Stephans Katedrali Viyana’nın neredeyse en etkileyeci yapısıdır diyebiliriz. Günümüzde Roma mimarı tarzı ve Gotik tarzıyla görünür. Avusturya Dükü IV. Rudolf tarafından geniş bir şekilde yapımına başlanan kilise daha önceki iki harabe kilise üzerinde yükselir. Avusturya’nın başkentinde en önemli dini yapı olarak, ulusun tarihinde pek çok önemli olaya tanık olmuş ve renkli çatısıyla birlikte şehrin en tanınan sembollerinden biri haline gelmiştir.

DSCF7503

Aziz Stephan Katedrali için şöyle bir de anektod mevcut; Katedralinin çan kulesinde 1534 yılında Osmanlı akıncılarının yaklaştığını görüp çan çalma amaçlı Viyanalı’lara haber vermekle görevli bir memuriyet bulunuyormuş. Ancak 1956’da Viyana Belediye meclisince Artık bir Osmanlı tehlikesi kalmadığından ve bu görevin lüzumu olmadığı için.. kaldırılmıştır. Kilisenin kulesine 6 EUR verip asansörle çıkabiliyorsunuz, gerçekten çok yüksek bir nokta. Biz deneyimledik ama çok gerekli diyemeyeceğim.

-Belvedere Sarayı:  Belvedere Sarayı, 1668-1745 yıllarında Savoy Prensi Eugon’un emri ile yaptırılmıştır. Yukarı ve Aşağı Belvedere Sarayı olarak iki parçadan oluşan barok yapılar birbirine çok geniş ve göz alıcı bir bahçe ile bağlıdır. Landstrasse’de bugün müze olarak kullanılan yapılarda çok önemli tarihi tablolar da vardır. Saray ortamında müze gezmek de tadından yenmiyor doğrusu, hatta sırf Gustav Klimt’in “The Kiss” adlı tablosunun orjinalini görmek için bile girilir.

DSCF7382

Orjinalinin önünde fotoğraf çekilemese de, girişe turistler çekilsin diye bir reprodüksiyon konulmuş. Yüzümdeki mutluluk yeterli sanırım! 🙂

Biz zamansızlıktan çoğu müzeye giremesek de, internetten okuduğum üzere bu müze çok çok önemli sanatçıların eserlerinden oluşuyordu, dolayısıyla burayı pas geçemezdik. 3 saat gibi bir sürede tamamını bitirdik diyebilirim. Ama gerçekten gideceklere tavsiye ediyorum, burayı muhakkak görün.

DSCF7400

DSCF7347

DSCF7357

Saraydaki bütün tavanlara bayıldım!

DSCF7396

Belvedere sarayı’nın birbirine bağlanan muhteşem bahçesi.

–  Schönbrunn Sarayı: Habsburg Hanedanı’nın yazlık sarayıdır. Schonbrunn Sarayı’nın ve bahçesinin yapımı ancak 1744-1749 yılları arasında imparatoriçe Maria Theresia tarafından tamamlatılmıştır. 1683’deki II. Viyana Kuşatması’nda, çevredeki binalar yok edilmiştir.

1569’da, Kutsal Roma İmparatoru Maximilian II, bir tepenin altında Viyana nehrinde büyük bir su ovasını satın aldı. II. Maximilian günümüzde sarayın bulunduğu bölgede kaynayan bir su görüp, sudan biraz içmiş ve tadını beğenerek, suyun üstününe bir çeşme yapılmasını emretmiştir. Çeşmeye de güzel çeşme yani Schönbrunn adı verilmiştir. Ayrıca İmparator II. Maximilian, eskrim yapılması için alana, sülünler, ördekler, karaca ve damızlık domuzu ve eğlenceli avlanma bölgesi olarak hizmet vermesini için emir vermiştir. Bahçeleri ve çeşmeleriyle tanınan bin 200 odalı sarayın hayvanat bahçesi ise Avrupa’nın en eskilerindendir. Bu yazlık saray İmparator Franz Joseph’in eşi, Sissi adıyla tanınan İmparatoriçe Elisabeth’in en sevdiği mekandı.

İmparator I. Karl, 1918’de tahtı bıraktığını bildiren ve Habsburg Hanedanı hakimiyetine son veren anlaşmayı burada imzalamıştır. Schonbrunn Sarayı Avrupa’nın en güzel saraylarından biridir. Bu sarayın içini gezmek tam 1 gün süreceği için, sadece etrafındaki masalsı bahçeleri gezip, kendimizi bu gerçek üstü güzelliğe bıraktık. Viyana’ya gelip bu sarayı sakın atlamayın, merkeze biraz uzak ama U4 metro hattıyla çok rahat ulaşılıyor, Viyana’da her yeri küçük bir harita ile çok rahat bulabilirsiniz. Zaten metro hatları neredeyse şehrin her yerinden geçiyor.

DSCF7453

DSCF7437

DSCF7477

Schönbrunn ve muhteşem sonbahar!

DSCF7490

DSCF7497

Schönbrunn Sarayı’nın akşam ışıklandırması

– Museums quartier: Müzeler bölgesinde özene bezene korunan ve onlarca müzenin yer aldığı bir bölge. Burada 70 ayrı müze bulunuyor. Çevrede onlarca restoran, kafe ve bar ise bu bölgeyi daha da çekici yapıyor. Biz bu kadar fazla müze içerisinde bize göre en önemlisi olan Leopold Müzesi’ni gezdik. Bu müzede Klimt’in ve Egon Schiele’nin çok önemli eserleri yer alıyor. Zaman kalsaydı bir de Albertina’yı çok görmek isterdim.

DSCF7320

Egon Schiele’nin muhteşem eseri Wally, Leopold Müzesi

– Burggarten: Şu ana kadar gördüğüm en güzel parktır. Stephansplatz’dan yürüyerek 5 dakikada ulaşılabilir. İçinde hoş bir kafeyi, bin bir çesit kelebeği görebileceğiniz bir kelebek evini (bkz: schmetterlinghaus) barındırır. Aynı anda hem şehir merkezinde olup, hem de çimlere uzanıp kafanızı dinleyebileğiniz nadir yerlerden biridir.

DSCF7169

Burggarten’da sarının tonlarına aşık olduk!

DSCF7193

Bu parkta çocuklar gibi şen olmamak mümkün mü? 🙂

– Votiv Kirche: Ring Caddesi’nde Viyana Üniversitesi’nin yanındadır. Eski hanedanlık için İmparator I. Franz Joseph’e Macar Janos Libenyi tarafından yapılmış saldırıdan kurtulduğu için Tanrı’ya şükran amacı ile yapıldığından dolayı Merkez İlçe – Innere Stadt’de ki ünlü Stephan Katedrali’n den daha önemlidir. Kilise dünyada ki sayılı yeni gotik stilde yapılmış nadir kiliselerdendir. İçi de, dışı da ayrı etkileyici bir yapı.

DSCF7292

Votivkirche’nin büyüleyici girişi

DSCF7298

Biraz da Viyana’nın cafe ve kahve kültürüne değinirsek; Viyana’da restorandan daha çok coffeeshop görebilirsiniz. Bence şehrin üstüne sinmiş leziz bir kahve kokusu var ya da bana öyle geldi 🙂

Buradaki kahve kültürünün gelişimi ise şöyle;

Efsaneye göre Viyana’nın 1683’te II. Viyana Kuşatması’ndan kurtuluşu sırasında içinde kahve çekirdekleri bulunan bir torba bulunmuş, deve yemi zannedilen kahveler yakılmak istenmiştir. Lehistan Kralı Jan III. Sobieski bu torbayı subayı ve çevirmeni Georg Franz Kolschitzky’e vermiş ve Kolschitzky de ilk Viyana kahvesini kurmuştur. Kimi denemelerden sonra süt ve şeker ekleyerek Viyana’nın geleneksel kahve çeşidi olan Melange’ı icat etmiştir.

Gerçekteyse ilk Viyana kahvesini açan 1685 yılında Johannes Diodato adında Osmanlı’dan gelen bir Ermeni’dir. Kahve halk tarafından sevilmeye başlandıkça, 1819 yılında 25’i şehir merkezinde bulunan 150 tane kahvehane tespit edilmiştir. Bu sayı 20. yüzyılın başında 600’e ulaşmıştır. Başka yerlerdeki kahvehanelerden farklı olarak Viyana kahvelerinde sadece bir tane kahve sipariş ederek saatlerce oturmak ve kahvehanedeki gazeteleri okumak mümkündür. Bunun aynı zamanda “kahvehane edebiyatının” gelişmesinde önemli bir rol oynadığı düşünülmektedir. 19.yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın başlarında Avusturya’nın ünlü edebiyatçıları kahvehaneleri sadece fikir alışverişi amaçlı değil, aynı zamanda yazmak için de kullanıyorlardı.Karl Kraus’un çıkardığı ünlüFackeldergisi büyük oranda kahvehanelerde ortaya çıkıyordu. Kahvehanelerde genellikle küçük çaplı yiyecekler ve hamur tatlıları ya da pastalar bulunur. Elmalı ştrudel ve Sachertorte gibi Viyana mutfağının önemli tatlılarını kafelerde bulmak mümkündür.

Kimi klasik Viyana kahvelerinde akşamları piyano ya da oda müziği dinleme olanağı vardır. Kimi kahvehanelerde de edebiyat ya da felsefe ağırlıklı özel programlar yapılmaktadır.

Bizim gözümüzden kesin gidin dediğimiz cafeler ise;

Cafe Central: Viyana’nın en meşhur cafelerinden birisi. Kafka’nın Viyana döneminde sık sık uğradığı, Lenin’in devrim öncesinde fikirlerini oluşturduğu tarihi bir mekan aynı zamanda. Trüffel torte, apfel strudel ve melange’nı muhakkak tadın deriz. Bir de bu kısımda bırakalım da fotoğraflar konuşsun 🙂

DSCF7235

DSCF7237

DSCF7240

Trüffel torte, apfel strudel ve melange

Cafe Sacher: Hotel Sacher’e ait olan bu cafe, Opera binasının karşısında yer alıyor, sakın şaşırmayın girişte baya bir sıra bekliyorsunuz. Viyana’da turistik cafe ve restoranlarda sıra bekleme olayına alışmalısınız. Biz maalesef her yerde karşılaştık. Ama değer mi tabi ki değer! Meşhur Sachertorte’yi kesinlikle burada tatmalısınız. Ayrıca sachertorte çok dayanıklı bir tatlı olduğundan, paket almak isterseniz haftalarca dayanacağı söyleniyor, cafe’nin de zaten bütün dünyaya kargoyla gönderimi varmış.

DSCF7423

Bizim kahve ve tatlı toleransımız dolunca giremediğimiz ama önünden geçip pek beğendiğimiz diğer cafeler ise; Cafe Mozart, Cafe Demel (dükkanın iç ve dış dekorasyonu harika), Cafe Hawelka. Sizin zamanınız olursa, mutlaka görün deriz. Viyana tam bir kahve ve tatlı cenneti. Leziz tatlıları görünce, yemek yemekten vazgeçip, tatlılara yönelmek istiyorsunuz diyebilirim 🙂

Eğer siz de bizim gibi Viyana’ya geldik schinitzel yemeden dönmem diyorsanız, doğru adres her yerde göreceğiniz gibi Figlmüller. Burası hakkında internette okuyacağınız dolu yorum var, herkesin tavsiyesi internetten rezervasyon yaptırıp gitme yönünde, gerçi o zaman da haftalar öncesinden yapmak gerekiyormuş. Biz tabi ki dinler miyiz, son dakikacı ruhumuzla paşa paşa 1 saat sıra bekledik restoranın önünde. Başka schinetzelci mi yok yahu, ne diye bekliyoruz burada diye aklımdan geçirirken, yanımızdan geçen bir bayan sıradakilere” ilerde de çok güzel bir restoran var oraya gitsenize” der demez, arkamızdaki Rus abinin “But it’s not Figlmüller” cevabıyla, içimdeki kararsızlık son buldu 🙂 Evet gayet turistik bir yer ama yedikten sonra ben de mest oldum diyebilirim.

DSCF7332

Bu da Figlmüller farkı 🙂

Bu arada bu restoranın iki şubesi var ve her ikisine de Stephansdom’un yanından gidiliyor. Biri wollzeile’de, diğeri backerstrasse’de. Biz küçük olanında değil, arka sokaktaki 3 katlı tarafta yiyebildik. Schinitzel olarak tavuk ve domuz alternatifleri var. Biz tavuk schinetzel ve patates salatasından tattık, gerçekten çok iyiydi. Herkese tavsiyemdir.

Gelelim kaldığımız otele; Biz otel araştırmamızı her zamanki gibi Booking ve Airnb’den yaptık. Başta Airnb cazip görünse de, daha merkeze yakın tarafta uygun fiyatlı bir otel bulunca, onda karar kıldık. Merkezde kalmasanız bile, Viyana o kadar düzenli bir metro ağına sahip ki, sakın ola tereddüt etmeyin, ulaşım her türlü çok kolay. Bizim kaldığımız otel Erzherzorg Rainer; eski bir yapıya sahip, otantik bir oteldi. Oda fiyatına dahil olan açık büfe kahvaltısı da çok başarılıydı. Gayet Türk ağız tadına uyacak, peynirler, tatlılar, kruvasanlarla, güler yüzlü çalışanlarıyla çok memnun kaldık buradan. Yeri de Karlsplatz bölgesine yürüme mesafesindeydi, her yere daha çok yürüyerek, arada da metro kullanarak ulaştık diyebilirim.

Unutmadan ulaşımla ilgili küçük bir de not koyayım; Viyana’da metroya ya da otobüse bindiğinizde kimse size bilet sormuyor, hiçbir kontrol yok. Metrolarda turnikeler herkese açık, ama uçaktan indikten sonra şehir merkezine gitmek için hava alanında tren biletleri satılıyor. Biz iner inmez ondan aldık. Yanında bir de 3 günlük metro kartı satın aldık. (Havaalanından merkeze gidiş-dönüş bileti+3 günlük metro kartına kişi başı 23 EUR verdik. Hava alanının içinde satılıyor. Ama dediğim gibi, kontrol hiçbir yerde yapılmıyor. Bilet alıp, almamak tamamen sizin sorumluluğunuzda). Hava alanında kendinize bir de metro ve şehir haritası edinin, daha sonra her yeri kolaylıkla gezebileceksiniz.

Viyana gerçekten yaşaması pek keyifli bir yere benziyor, genel olarak gördüğüm halkın refah seviyesi çok yüksek. Her yer sergiler, müzeler, konser salonları ve kitapçılarla dolu. Tam bir kültür sanat medeniyeti, tarihi binalar sizi neredeyse her köşe başında karşılıyor ve bu kadar da olmaz artık dedirtiyor. Hiçbir şehirde bu kadar fazla park görmemiştim, koşanlar, kitap okuyanlar, köpeğini gezdirenler. Herkes birbirine çok saygılı, halkın çoğu çok güzel İngilizce konuşuyor. Bütün sarayların, müzelerin, tarihi binaların bahçeleri halka açık. Sarayda köpeğini gezdiren, koşan insanlar görürseniz hiç şaşırmayın. Ben en çok bu yönünü sevmiş olabilirim. Kendi mutfağı hamur işi tatlılarda çok geniş olsa da, yemek işinde çok seçenekleri yok. Ama her tarafta dünya mutfağı mevcut, çok rahat ağız tadınızı göre bir şeyler bulursunuz, İtalyan restoranları çok çok yaygın.

Buradan sevdiklerimize ne alalım derseniz, ben hiç bir Avrupa şehrinde bu kadar pahalı hediyelik eşya görmedim diyebilirim. Benim tek aldığım hatıra olsun diye bir kaç kartpostal ve aileler için de Mozart çikolatası oldu. Stephansplatz bölgesinde bol bol Mozart çikolatası satan dükkan bulabilirsiniz.

DSCF7115

Anlatacaklarım şimdilik bu kadar, umarım bu bilgiler sizin de işinize yarar. Bir sonraki yazılarda görüşmek dileğiyle diyeyim.

İsterseniz beni instagram ve facebook hesabımdan da takip edebilirsiniz.

Sevgiler 🙂

Not: Bu postun hazırlanmasında Vikipedi ve Wikipedia yardımcı kaynak olarak kullanılmıştır. Fotoğraflar, tamamen tarafımıza aittir.

 

 

 

 

 

 

 

2 Discussions on
“Sonbahar’da Viyana Masalı”
    • Kısa tutmaya çalışsam da tutamadım, daha anlatacak o kadar şey vardı ki, onları da kestim diyebilirim. Çok sevindim bunu duyduğuma, en kısa zamanda görürsün inşallah 🙂

Leave A Comment

Your email address will not be published.