Modaʹda Bir Gün - playinduo

playinduo

Modaʹda Bir Gün

Kimi adını “All Saints Moda” kilisesinden aldığını söylemiş, kimi “Cihannüma” da adı Moda olarak geçiyor demiş. Biz Moda severler ise, Kadıköy’ümüzün yanıbaşında, çay bahçeleriyle, sokak kedileriyle, dondurmacısıyla, tramvayıyla bize kucak açmış bu semti bizim Moda’mız olarak biliyoruz. Moda sokakları dardır, arabanızı zor park edersiniz, apartmanları eskidir, büyük marketlere pek rastlayamazsınız, ama Moda’da semt bakkallarıyla selamlaşır, 50 yıllık pastaneden ay çöreğinizi alıp, İstanbul’un en büyük çay bahçelerinden birinde demli çayınızı yudumlarken, İstanbul’un aslında hiç de çirkin olmadığını tekrar düşünürsünüz. Moda, eskiden çay bahçeleri, eski pastaneleri, dondurmacısıyla, birkaç eski balık restoranıyla ve tarihi kitapçılarıyla anılırken, şimdi yeni ve özgün cafe’lerin ardı ardına açıldığı bir yer haline geldi. Moda sakinleri haklı olarak buna içerliyorlar, ruhunun bozulmamasını istiyor ve “Moda bir Karaköy olmamalı” diyorlar. Ben de açılan bazı cafe’leri dikkatle takip edip, bir kısmını çok samimi ve sevimli bulsam da, Moda’nın geleceği için korkuyorum. Çünkü Moda’ya gitmek çocukluğumuzda Ali Usta’dan üç top dondurma alıp, çay bahçesinde de çekirdek çitlemek demekti. Gençliğimizde, sahilde içilen biralar, sahaflardan alınan kitapları çay bahçesinin çınarları altında bir çırpıda okumak demekti. Şimdi ise; her köşede dekorasyonu ve tarzıyla ilgi çeken cafe’ler oluşmaya başlamış, bu eğer eski oluşumların yıkımına neden olacaksa kesinlikle buna karşıyım, ama semt dokusuna zarar vermeden zenginliği arttırmanın da, bu güzel lokasyon için faydalı olacağını düşünüyorum.

Ben de bugün size Moda’dan başlayıp Kadıköy’de sonlanan bir günlük bir tur attırmak istedim. Öncelikle Moda’da aşağıdaki fotoğraflarda da görebileceğiniz bazı çok sevdiğim mekanları ve dükkanları paylaşmak isterim sizlerle..

İlki “Yer”, evet yanlış duymadınız bu cafe’nin adı Yer 🙂 küçücük, samimi bu mekan, menüsüyle, dizaynıyla, çalışanlarıyla çok sevimli ve bence Moda’nın ruhuna oldukça güzel giden bir mekan. Günümüze Yer’de kahvaltıyla başlıyoruz, menüsüne oldukça yerel lezzetler ve anne eli değmiş bir tat hakim diyebilirim.

Ardından enerjiyi alıp, başlıyoruz avare avare gezinmeye sokaklarda, gözümüze hemen Tarihçi Kitabevi takılıyor, buraya hiç uğradınız mı? Dışı kadar içi de güzel bir kitapçıdır, ayrıca aklınıza hiç gelmeyen kitaplara burada rastlayabilirsiniz, yerini asla bir cafe’ye bırakmamasını umduğum bir yerdir burası.

İki üç adım attığınızda, karşı kaldırımda Meşhur Selanik Kuru Fasülyecisi’ni göreceksiniz, Erzincan’dan getirilen gerçek dermason fasulyesiyle, çalışanların samimi tavrıyla, güzelim sütlacıyla İstanbul’un güzel esnaf lokantalarından işte biri daha dedirtecek bir yer. Yolunuz düşerse mutlaka deneyin ve farkı görün derim 🙂

Yol aldıkça, pek çok yeni cafe’ye ve güzel retro kıyafetler satan dükkana rastlıyoruz. Retro kıyafet seviyorsanız gerçekten bu anlamda Kadıköy’ün ara sokakları ve Moda size bir cennet gibi gelecektir. Ben çok özgün ve güzel şeyler bulabiliyorum bu dükkanlarda.

Yönünüzü Kadıköy’e çevirince; gözünüzü alamadan geçemeyeceğiniz rengarenk dükkanlardan biri de Çiçek İşleri, bu dükkanın önünden her geçişte içeri girmeden yoluma devam edemiyorum. Yaptıkları ahşap tasarımlar, el boyaması örtüler, kaktüslü kombinler ve mumlar oldukça orjinal ve ilham alınası, uğramadan geçmeyin diyeceğim yerlerden birisi de burasıdır.

Yürünerek gezilmesi o kadar güzel bir semt ki Moda;  gerek pastane vitrinleri, gerek çiçekçileri, sokak arası bakkalları, cafeleri, dükkan vitrinleri, eski köşkleri…hareketli sokakları, caddeye fırlayan kedileri ve güler yüzlü esnafı ile hepsi “iyi ki buradasınız” mesajı veriyor adeta.

Unutmadan hatıra olsun diye Moda merdivenlerinde ya da sahilinde benim gibi zıpır pozlar vermeyi de unutmayın bence:)

Kadıköy’e yaklaştığımızda attığımız adımları Baylan Pastanesi ile telafi edelim diyoruz ve bu sefer de huzurlu Moda sokaklarından, kendimizi çılgın Kadıköy kalabalığına kaptırıp, balık pazarının cümbüşünden geçip, rıhtıma yüzümüzü verdiğimiz anda Baylan’ın sıcacık ve mis gibi çikolata kokan kapısını aralıyoruz. Ah işte o eski pastaneler, diz dize oturulan küçük yuvarlak masalar ve akıl alan pasta vitrinleri. Kadıköy’lü olup da kaç senedir nasıl “Kup Griye” yemedim bilmem, ama bunca uzun zamandır nasıl kendisiyle tanışmadığıma içlenip, yüz yüze gelince de bu nostaljik lezzetin niye bu kadar meşhur olduğunu saniyesinde anladım:)

Gezimizi çok yerinde bir tatla sonlandırıp, Ali ile birbirimize bakıp sizlere anlatabileceğimiz yeni keşifler yapmak için sözümüzü veriyoruz 🙂

Some say, it took its name from the “All Saints Moda” church, some say it is mentioned as Moda in “Cihannuma”. But, we as Moda lovers, we call this neighbourhood as our Moda which embraces us with its beautiful tea gardens, stray cats, icecream shops and with its nostalgic tram. Moda has very narrow streets that you can’t park your car properly, or you can’t find big supermarkets, has very old looking apartments, but you can greet with the local grocers, you can get your pie from the 50 year old patisserie and you can drink your delicious tea under the trees in the tea garden and you can  again realize that Istanbul is a very beautiful city. In past, Moda was only famous with its ice cream shops, nostalgic patisseries, and with the fish restaurants but now it became an attractive point for original cafes. Nowadays, inhabitants of Moda righteously resent to these new formations, because they don’t want Moda to lose its soul. I follow some of the newly opening cafes in here, and find some of them very cute, original and sincere, but I also worry about Moda’s future. Because in my childhood, going to Moda meant to be having ice cream from Ali Usta, and eating sunflower seeds in the tea gardens. And when we were teenagers, we used to drink beers in the seaside, and read the books which we bought from second-hand bookseller under the plane trees. Nowadays, in every corner there are attractive cafes with their design and style, if this will shatter the nostalgic heritage in Moda, I am really against to this idea. But, if they can increase the value of Moda without giving harm to the old urban fabric, then I think this would be positive for this beatiful location.

Today I want you to to take a tour starting from Moda and ending in Kadikoy. First of all,  as can be seen from the photos in below; I want to share some of the stores and cafes which I really like in here.

The first cafe is “Yer” (meaning: Place) , this place is a very little cafe with its sincere atmosphere..has very attractive foods in its menu and also very cozy with its design and cute waitors, and suits very well to the soul of Moda. We start our day with a breakfast in Yer and I can say that its like prepared by your mum.

After getting the energy, we started pacing around the streets of Moda, our first stop is the Historical Bookstore. Have you ever visited here? This bookstore’s inner atmosphere is as beatiful as its outerside . Also, you can find the elusive books  in here. I hope this place will never turn to a cafe.

After 2 or 3 steps, you can see the famous Selanik haricot bean restaurant at the counter sidewalk, this is one of the best artisan restaurants in Istanbul. I suggest you to taste its beans and understand its difference 🙂

When we continue walking, we see many cute cafes and retro clothes stores. If you fancy retro clothes, then these stores in the streets of Moda and Kadikoy can be your heaven. I can find very original and beautiful things in these stores.

When you head for Kadikoy, “Cicek İsleri” is one of the colourful stores that you can’t take your eyes off. I can’t pass this store without entering inside anytime. If you want to see the original obects designed with wood, naturally coloured veils, cactus compositions and candles, then you should definitely come and see this place.

While looking at the windows of the patisseries, flower shops, cafes, you can say that living and travelling in Moda is such a privilege. With its vivid streets, cute stray cats, and smiling artisans, in every corner you can fall in love with here.

By the way, in order to save as a memory; don’t forget to take a photo at the Moda Harbour or at the stairs of Moda like me 🙂

When we approach to Kadikoy, we decided going to Baylan which is the oldest patisserie of Istanbul. After the peaceful atmosphere of Moda, we transfer ourselves in to the crowded streets of Kadikoy, after passing from the fish market and we head to the pier, we saw nostalgic Baylan store and while we’re opening the door, we face with an irresistable lovely chocolate smell. As a Kadikoy inhabitant, it’s a shame that I haven’t tried their famous desert called “Coupe Griye”, sorry but I can’t explain its taste to you by words…you should definitely come here and taste it 🙂

We finalized our tour with a very unforgettable taste, and we promised ourselves to explore more places to tell you 🙂

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15

Leave A Comment

Your email address will not be published.